Translate

MİTOLOJİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MİTOLOJİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22.10.2017

VESTA ( HESTİA)

VESTA ( HESTİA)

Yunan Mitolojisi Titanlar'ın anne ve babası olan Uranüs ve Gaea ile başlar, Gaea'nın yönlendirmesi ile Titanlar Uranüs'ün liderliğini devirip, genç erkek kardeşleri (Kronos) Satürn'ü başa geçirirler. Satürn kız kardeşi Rhea ile evlenir ve bu birliktelikten 6 tane Tanrı doğar. Zeus, Hera, Hades, Poseidon, Demeter ve Hestia (Vesta).
Kronos'dan sonra başa geçen Zeus; Athena, Apollo, Artemis, Ares, Hepaestus, Hermes, Dionysos ve Afrodit'in babasıdır. Bu saydığımız Tanrı ve Tanrıçaların hepsi Olimpos Dağı grubundandır ve bizim güneş sistemimizdeki planetlerle eşleşirler.
Roma uygarlığının yükselmesiyle Yunan mitolojisindeki isimler Romalıların koyduğu isimlerle değişime uğramıştır. Hestia Vesta olmuş; Demeter Ceres olmuş; Hera Juno olmuş; Poseidon Neptün olmuştur. Bu grubun içinde yer alan bütün Tanrı ve Tanrıçalar burçların yöneticileri olmuşlardır. Sadece iki burcun yöneticilerine isim verilememiştir. Bunlar Boğa Burcu ve Başak Burcudur. Bu konuya daha ilerideki derlemelerde değineceğim. Bu günkü konumuz Başak Burcunun yönetici kadrosunda mitolojik bir arketip oluşturan Vesta, diğer adıyla Hestia'dır.
KALBİNİZİN TANRIÇASI VESTA
Hemen hemen bütün eski kabilelerde köyün merkezi veya evin merkezi kainatın merkezinin bir sembolü olarak kabul edilirdi. Bu tip inanışların temelinde insanoğlunun mikrokosmos olarak görülmesi yatmaktadır. İnanışa göre biz hepimiz birer minyatür evreniz. Köyün içindeki evlerde yanan ateş, ailemizin sembolize ettiği evrenin görünen bir merkezi olarak değerlendiriliyordu. Vesta'nın Yunanca ismi olan Hestia'nın tam kelime anlamı "Yürek" dir. Yüreğinizdeki ateş yaşam enerjinizin sembolik merkezidir. Kalbinizdeki ateş var olma enerjinizi yeniler ve size yaşamınızı sürdürmek için ihtiyacınız olan ilhamı verir.
Sözünü ettiğimiz enerjiyi bu günkü aile ortamında herkes televizyon başına toplanmışken algılamanız çok zor olacaktır. Ancak kendinizi şömine başında veya kamp ateşi etrafında toplanmışken hayal edin. Ateşi seyrederken düşüncelerinizi berraklaştıran, kendi içinizdeki bütünlüğü yakalamanızı kolaylaştıran sakinleştirici etkisini kolayca farkedebilirsiniz. Bu süreçte beyninizin sol tarafından ziyade sağ yanı çalışmaktadır. Belki bu anda ilk insanın özüne birazcık yaklaşabildiğinizi hissedebilirsiniz. Vesta'nın niyeti konsantrasyonunuzu arttırmak, ruhani yanınızı güçlendirmektir. Bu yüzden bizim en yoğun dikkatimizi sağlamaya çalışır.
Hestia, Kronos ile Rhea'nın doğan ilk çocuğudur. Dolayısıyla Kronos kustuğunda son çıkandır. Bu yüzden Vesta hem başlangıcı hem de sonu ifade eder. Sonsuza kadar bakire, sessiz sakin bir şekilde ruhani doğasına sadık kalmak için yemin etmiştir. Olimpos'taki hiç bir kavgaya karışmamak için hep ayrı durmuştur. Dionysus Olimpos'un Tanrıları arasına katılacağı zaman Titanlardan birinin kendi yerinden feragat etmesi gerekiyordu. Çünkü Olimpos'da sadece 12 Tanrıya yer vardı. Vesta kendiliğinden ayrılmak isteyerek saygınlığını sarsılmaz derecede kuvvetlendirmiştir. Ayrıca bunu yapmasının bir nedeni de Olimpos'un bitip tükenmez kıskançlıklarından usanmış olmasıydı.
Vesta Astreoidlerin içinde en parlak olanıdır. Bu da O'nun mukaddes ateşin koruyucusu imajına uymaktadır. Prometheus ateşi insanoğluna vermek için Tanrılardan çalmış olabilir (bknz Uranüs) ancak ateşin canlı kalmasını sağlayan Vesta'dır. Bazı astrologlar Vesta'yı Başak burcunun yöneticisi olarak tanımlarken bazıları da mukaddes ve ruhani ateşi temsil ettiği için Yay ve Akrep burcunun yöneticileri arasında Vesta'ya yer vermektedirler. Aslında Vesta'nın temsil ettiği ateş ihtiraslarımızı yaşamamız için bizi motive eden bir enerjidir. Joseph Campbell'in dediği gibi Vesta içimizdeki saadetin takipçisidir.
Haritanızda Vesta'nın bulunduğu ev ve burç odaklanacağınız yeri ve ulaşmak için izleyeceğiniz yöntemi belirleyebilir. Belki de burası kendinizi tanımlarken kullanacağınız en önemli özelliğinizi gösterebilir. Mesela ünlü Astrolog Dane Rudhyar 'ın Vesta'sı Kova burcundadır ve kendisi insanmerkezli astrolojinin öncülerindendir. Ülkelerin haritalarından örnek vermek gerekirse, Fransa'nın Vesta'sı Aslan Burcundadır. Bu ülkede aşk, sanat ve güzellik her şeyin üzerinde taktir görür. İngiltere'nin Vesta'sı Oğlak burcundadır, bu konum ülkenin geleneklerini ne kadar onurlandırdığını bize göstermektedir.
Haritada sağlıklı bir şekilde konumlanmış Vesta kişinin içindeki ateşi ne kadar kolay odaklayabildiğini ve bu gücü kolaylıkla belli bir ideali ve hedefi için kullanabildiğini gösterir. Bu bakış açısına göre haritada zor bir konumda olan Vesta kişinin yönelim ve konsantrasyon eksikliği içinde olabileceğini gösterecektir. Bu kişinin içindeki ateş zayıf yandığı için kalabalık önünde farklı bir kişilik sergilemekten çekinebilir. Kendisi olmakta zorluk çekebilir. Veya başkalarının kendisinden yararlanmalarına karşı koyamayabilir. Aynı zamanda bu durum zayıf bağışıklık sisteminin habercisi de olabilir. Vücut dışarıdan gelen mikroorganizmalarla savaşmakta aciz kalabilir, tıpkı kendisini fiziksel veya ruhani anlamda ele geçirmek isteyenlere karşı zayıflık hissettiği gibi.
Cinsel tacize maruz kalmış insanların haritalarında bazen Vesta'nın Mars'a, Jüpiter'e veya Pluto'ya güçlü açılar yapmakta olduğunu görürüz. Vesta Satürn kontakları güçlü babayı gösterebilir ve çocuk babadan korkarak yaşar. Çocukken taciz edilmiş kişiler veya eşleri tarafından taciz edilenlerin haritalarında hemen fark edilen ancak zor durumda olan bir Vesta görebiliriz. Bu durumdaki bir Vesta savaşmak için hevesli ve hazır olamayacaktır. Bu insanlar başkalarının gölgelerinde yaşamaya daha meğilli olacaklardır, fakat zaman ilerledikçe doğal olarak kendi ruhlarını güçlendirerek ve hedeflerine ulaşmak için belli bir disiplin içine girip özgürlüklerine kavuşabilirler.
Vesta Astreoidler içinde yörüngesi Mars'a en yakın olanıdır. Bu özelliği nedeniyle Mars'la ilintili bazı özelliklerine değinilir. İkisi de cinsel kutuplaşmayı ve bu alandaki muhtemel problemleri işaret edebilir.
Sonuç olarak Vesta harita analizinde kişinin ruhsal yönelimine işaret edecektir. Yani kişi bilinçli olarak ruhani yolunu izliyor mu? Ya da kolayca yüreğinin götürdüğü yere gidebiliyor mu? Vesta ilginin ve yönelimin kolayca odaklanmasına yardımcı olur. O içinizdeki ateşin koruyuculuğu için çok heveslidir. Fakat belki de hayatınızda geliştirdiğiniz aşırı kontrol, yıllar içinde O'nun varlığını size unutturmuş olabilir.
İleride Vesta'yı burçların mitolojik arketiplerini işlerken tekrar göreceğiz. Özellikle Başak, Yay ve Oğlak burçlarının arketiplerinde Vesta tekrar karşımıza çıkacak.      
 Hazırlayan: Meltem Ersoy
Kaynaklar :
"Asteroids in the Birth Chart" Emma Bella Donath
" Mythic Astrology" Ariel Guttman & Kenneth Johnson

ÇEŞİTLİ KÜLTÜRLERDE ASTROLOJİ

Çeşitli Kültürlerde Astroloji

  Şimdiye kadar, astrolojiyi sadece Avrupa tarihi çerçevesinde inceledik. Ancak astroloji aynı zamanda diğer birçok kültürde de bulunuyor, tıpkı bütün büyük dinlerde bulunduğu gibi. Avrupa'da Çin Astrolojisi iyi tanınıyor. Kızılderili, Hint ve Kelt Astrolojisi de burada kendine göre bir izleyici kitlesi bulmaktadır.
  Astrolojinin bütün bu formlarının ortak pek çok noktası vardır; göksel cisimler ve dünyanın doğası tanrılarla, şeytanlarla ve ruhlarla doludur. Bir bedensiz varlığı barındıramayacak ya da büyülü güçlerin kendisinden yayılamayacağı bir nesne yoktur. Böylelikle, göksel cisimler güneşten ve aydan da öte; güçlü tanrıların barınaklarıdır.
  Aynı zamanda, dünyadaki her insan göksel cisimlerin hareketlerinin astronomik olarak gözlemlenmesine, özellikle de güneşin ve ayın karakteristik davranışlarına aşinadır. Ayrıca bu gözlemlere dayanarak, bu kişiler kendi takvimlerini ve zamanlarının bölüntülerini geliştirirler. Güneşin yörüngesi, dolunaylar arasındaki zaman zinciri ve aynı zamanda diğer gezegenlerin düzenli hareketleri veya örneğin Kuzey Yıldızı etrafındaki "Büyük Ayı" takım yıldızının dönüşü… Bütün bunların hiçbiri dünya halklarının gözünden kaçmamıştır. Tüm dünya halklarının insanları, bu bilgilerle hayatlarını düzenlemiş, günlük hayatlarının gidişatını, kutlamalarını bu ritimlere göre yönlendirmişlerdir. Tüm halklar içlerinde ruhlarla ve tanrılarla sürekli bir bağlantı ve alışveriş hissetmişler, dolayısıyla da göklerin tanrıları özellikle güçlü sayılmıştır.
  Burada, astrolojik sistemleri ayrı ayrı analiz etmek istemiyoruz. Bununla beraber tek bir şey söylenebilir; astrolojinin tüm çeşitli formları benzer bir ruhsal dünya görüşünü kabul etmektedir. Ayrıca eşzamanlı olarak insanlar gökyüzünü bilimsel olarak gözlemlemekte ve onları tüm kutlamaları ve olaylarıyla birlikte yılın süreçlerini de sınıflandırmaktadır. Astrolojinin tüm formları böylelikle aynı zamanda hem din, hem de bilim olmayı istemektedir, tıpkı Avrupa Astrolojisi'nin başlangıcında söylendiği gibi.
  Ayrıca dikkati çeken başka bir olay da, Çin Astrolojisi'nin Mezopotamya ve Mısır Astrolojisi ile aynı zamanda, yani İ.Ö. 2700'lerde ortaya çıkmış oluşudur. Çin Astrolojisi'nde de Zodyak "hayvanlarla" birlikte onikiye bölünmüştür. Öyleyse Çin ve Mezopotamya Astrolojileri arasında tarihi bir bağlantı olabilir mi? Kesin olarak bilmemekle beraber bir Mezopotamya etkisini göz ardı etmiyoruz da.
  Hint astrolojisinin Mezopotamya astrolojisinden etkilendiği ispat edilmiştir. Bu yalnızca onikiye bölünen zodyakla sınırlı bir etkilenme olmamış, aynı zamanda isimlendirmelerde de ortaya çıkmıştır. Bu durumun, Mezopotamya ile Hindistan arasındaki canlı ticaretin bir sonucu olarak ortaya çıktığı söylenebilir.   Bununla beraber, en şaşırtıcı olan da şu ki, Amerika İnkaları, oniki bölümlü zodyağı Kolomb kıtayı keşfetmeden uzun zaman önce bile biliyorlardı. Orta Amerika'daki Aztekler ve Mayalar da benzer şekilde Mısır Astrolojisi ile çok şaşırtıcı ölçüde benzerlikler taşıyan bir astroloji türü geliştirmişlerdir. [63]
  Peki Mısır Astrolojisi Atlantik Okyanusu'nun ötesinden bunu nasıl gerçekleştirmiş olabilir? Acaba Kızılderili Astrolojisi bu insanı hayrete düşüren benzerliğe tesadüfen mi sahip oldu? Olasılıkla araştırmacı
*Thor Heyerdahl (*Mısır'dan Atlantik Okyanusu'na papirüs bir botla seyahat ederek, Mısır'daki piramitleri inşa edenlerin Amerika'ya Kolomb'dan uzun süre önce geldiklerini ve orada "Hint Kültürü'nü oluşturduklarını ya da en azından bu kültürün etkilerini yaydıklarını ispatlamaya çalışmıştır) haklıydı.
  Hıristiyanlık'ta Astroloji
  Şimdi de Avrupa Astrolojisi'ne dönelim. Avrupa Astrolojisi, Hıristiyanlıkla ikibin yıl boyunca yakın bir ilişki içinde olmuştur. Peki, tüm dünyayı gök cisimleri de dahil olmak üzere yaratan tek bir Tanrı'nın varlığını kabul eden Hıristiyanlık, gök cisimlerini ve doğayı sihirli tanrılarla ve güçlerle dolu olarak gören astroloji ile birbirlerine karşı nasıl bir tavır içindedir?
  İncil astrolojiden bazı bölümlerinde dolaylı olarak bahseder, bununla beraber detaylı olarak açıklamaktan kaçınır. Bahsedildiği metinlerin çoğu Matta İncili'nde açıklanan "*Bethlehem Yıldızı" (*Hz. İsa doğarken Bethlehem kasabası üzerinde görüldüğü rivayet edilen parlak yıldız ya da gök cismi) ile ilgilidir. Buradaki hikaye, "Doğu'dan gelen üç Magi"den bahseder; bu kişiler özel bir yıldız görmüş, bunun üzerine gelmişlerdir. Magiler, bu yıldızı "Yahudilerin yeni kralı"nın doğumunu müjdeleyen bir işaret olarak yorumlamışlardır. Bu yeni doğacak kralı Kudüs'te aramış ve en sonunda da onu "Bebek İsa'da" bulmuşlardır. Eğer bu hikaye tarihi açıdan doğruysa Magiler olasılıkla Pers Bölgesi'nden gelen ve astrolojiyle ilgilenen rahiplerdi. Bütün bunlar İsa'nın yaşadığı dönemde Roma İmparatorluğu'nda iyi biliniyordu. Ama hikaye doğru olmasa bile, İncil'i Matta'ya göre yazanlar "Doğu'dan gelen Magileri" biliyorlardı ve İsa'nın doğuşunu yazarken bunu da eklemişlerdi.
  Hıristiyan teolog Tertullian (İ.S. 160-220) bu geleneksel hikayeden dolayı, astroloji ve majinin İsa'nın Bethlehem'de doğumuna kadar kabul gördüğünü savunmuştur. Bununla birlikte, artık Tanrı kendini İsa'nın kimliğinde göstermiş ve astrolojiye gerek kalmamıştır. Burada üç Magi'nin bebek İsa'ya sadakat yemini etmeleri nedeniyle Tertullian'a göre artık göksel cisimlerin tanrılarına danışmaya veya tapınmaya gerek yoktur. [64]
  Astrolojiye, Hıristiyanlığın başlangıcında genel olarak çokça karşı çıkılmıştır. İlk Hıristiyanlar'dan çok sayıda kişi astrolojiyi reddetmiştir. Justinus gibi pek çokları (İ.S. 100-165) örneğin göksel cisimlerde yabancı tanrıları veya Tanrı'dan düşen melekleri görmüştür. [65] Diğerleri ise son derece güvenilmez buldukları horoskop yorumunu  eleştirmişlerdir. Bununla beraber, astroloji çoğunlukla reddedilmiştir çünkü Hıristiyan olmayan, putperest dinlerle uygulamaları arasında sayılan astrolojiye artık Hıristiyanlığın ihtiyacı yoktu.
  Bütün bunların yanında, astrolojiye karşı tamamen pozitif bir tutum da mevcuttu. Bu pozitif tutum horoskop yorumundan çok astrolojinin sembolizm ve imajlar dünyasından kaynaklanıyordu. Pek çok astrolojik sembol Yahudiliğin bazı akımlarında zaten yaygındı ve bunlar oldukça doğal bir biçimde de Hıristiyanlığa da akmıştır. Astrolojik sembollerin en çok sayıda olanı Yuhanna İncili'nde görülmektedir. Dolayısıyla, astrolojik açıdan önemli olan dört, yedi ve oniki sayıları ortalardaki bölümlerde bulunmaktadır. İlk bölümde, yedi yıldız yedi melek olarak sembolize edilmektedir. (1:20) Yıldızların bu yedili grubu, kadim dünyada bilinen yedi gezegeni ima etmektedir: Güneş, ay, Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn.
  12. bölümde gökyüzünde beliren, güneşin örttüğü, ayakların önünde ay ve başında oniki yıldızdan tacı olan bir kadından bahsedilmektedir. Bu görüntü, detayları ile Mezopotamya'nın İştar'ını anımsatmaktadır, zira İştar da Venüs Gezegeni ve Mısırlı İsis ile bağlantılı olup aynı zamanda da ay ile ilişkilidir. Hermann Gunkel ve Hugo Gressmann, Göttingen'deki "
dini tarih okulu" nun (Religionsgeschichtliche Schule) iki temsilcisi olarak Yeni Ahit'teki, özellikle de Yuhanna'nın bölümündeki Mezopotamya Astrolojisi'nin etkisi üzerine çalışmışlardır.
[66]
  Bize aktarılan bir diğer bilgi de şu ki; kiliselerin ilk zamanlarından beri, aynı zamanda orta çağlarda ve modern dönemin başlangıcında, İsa'nın oniki havarisi zodyağın oniki burcu ile tanımlanırdı. [67] Bunun izlerini hala Leonardo da Vinci'nin "Son Akşam Yemeği" tablosunda görebilmekteyiz, bu resim 1495 ile 1498 yılları arasında yapılmıştır. Tabloda, oniki havarinin her biri zodyağın oniki burcuna ait karakteristik işaretlerle ve hareketlerle temsil edilmiştir. [68]
  Orta çağda, teolojideki Aristotelesçi etkinin de sonucu olarak, astroloji bir bilim kabul ediliyordu. Hildegard von Bingen (ölümü:1179), Meister Eckhard (1260-1327) veya Fransiscan Roger Bacon (1214-1294) gibi Hıristiyan teologlar, öğretilerine astrolojiyi de katmışlardır. Thomas Aquinas (1225-1274) Hıristiyanlık ve astroloji ilişkisini en net açıklayabilen kişi olmuştur. Ona göre, göksel cisimler insanların fiziksel koşullarını ve duyularıyla ilgili eğilimlerini etkiliyordu. Fiziksel tutkular veya meslek konusundaki eğilimler; her dünyasal bağ, göksel cisimler tarafından belirleniyordu. Bununla beraber, her kişi aynı zamanda göksel cisimlerin etkilerinden kendini soyutlama olasılığına da sahiptir. Hislerine ne kadar hakim olabilirse, mantığını ne kadar kullanabilir ve kendini Tanrı'ya ne kadar adayabilirse, tutkularına ve bunlarla birlikte yıldızların etkilerine de o kadar hakim olabilir demektir. Thomas insanlığın büyük çoğunluğunun bunu yapamayacağını düşünüyordu. Savaş gibi olaylar, Thomas'ın bu düşüncesinin yeterli bir kanıtıydı. [69]
  Kilisenin astroloji ile ilgili temel bir tutumu şöyle sonuçlandı; astrologlar bireyler için "hukuki" (hüküm verici) astroloji uygulaması da yaptıkları sürece bu izin verilmeyen ve dinsizlikle suçlanma nedeni sayılan bir durum oluşturmaya başladı. Burada göksel cisimlerin güçleri, Hıristiyan Yaratıcı Tanrısı ile ve kişinin bu Tanrı'nın lehindeki özgür kararı ile net olarak ters düşmekteydi. Ama "doğal astroloji" (astrologia naturalis), tıp alanında bilgi verdiği veya uygulama yaptığı sürece izin verilmekteydi.
  Onbeşinci ve onaltıncı yüzyıllarda Rönesans bir kez daha astrolojinin popülerleşmesinde patlamaya neden oldu. Bunun nedeni, özellikle de kadim dünyada giderek artan bilim ve sanata olan ilgiydi. Papa X. Leo, astrolojiye o kadar çok değer veriyordu ki 1520'de papalığa ait üniversitede astroloji alanında profesörlük kürsüsü kurmuştur. Protestan teologlar da, örneğin Philipp Melanchton (1496-1565), büyük bir şevkle astroloji uygulamaları yapmıştır. Ama hem Roma Katolik, hem de Protestan taraflarının bütün bu büyük sempatilerine karşın eleştiriler de mevcuttu ve bu eleştirellik erken Hıristiyan döneminden pek de farklı değildi. Hepsinden daha da çarpıcı olanı, Martin Luther (1483-1546) göksel cisimlere inanılmasında bir tehlike görmüştü. Luther, İsa Mesih'te [70] insan formuna bürünen tek Tanrı'nın yanında başka herhangi bir gücü kabul etmek istemiyordu. İlave olarak, tatminkar olmaktan uzak bazı astrolojik tahminler vardı ve bunun sonucu olarak da Luther astroloji hakkında bazı alaylı ifadeler kullanmıştır.
  Ama Luther yine de çok fazla emin değildi bu düşüncesinden. 1527 yılında, astrolog Johann Lichtenberger'e [71] ait olan ve çok detaylı olduğu kadar dini-politika açısından da önem arzeden bir tahmin için detaylı bir yorum yazmıştır. Bu yorumda, göksel cisimlerin hiçbir şeyi etkileyemediğini ama olayları önceden haber verebildiklerini ifade etmiştir.
  Luther'in horoskopu Protestan ve Roma Katolik astrologları arasında ateşli bir tartışma yaratmıştır ve bu da her iki önemli bildiride astrolojinin büyük etkisini göstermektedir. Bunun nedeni Luther'in belirsiz olan doğum tarihiydi.
[72

Dr. Gustav-Adolf SchoenerÇeviren: Işık UÇKUN


ASTROLOJİNİN BİLİMSEL TEMELLERİ

Kadim Dönemlerde Astrolojinin Bilimsel Temelleri

  Yakın gelecekteki olaylar veya bir kişinin yetenekleri hakkında somut açıklamalar yapmayı gerektiren astrolojinin tanımı sadece mitsel ve doğal-felsefi dünya görüşüyle tamamlanmış olmamakta, söz konusu tahminler ve açıklamalar gök cisimlerinin belirli bir dönemdeki konumları temel alınarak yapılmaktadır. Bunu çok basit bir örnekle açıklamak gerekirse; gökyüzünde Mars ve Venüs birbirlerine göre zıt bir açıda durduklarında, örneğin birbirlerine göre 180 derece açıyla yerleşmişlerse bu, savaş tanrısı Mars'ın sevgi tanrıçası Venüs'le çatıştığı anlamına gelirken, dünyada da benzer bir duruma işaret etmektedir ki bu da savaşla barış arasındaki mücadelenin ifadesidir.
  Astroloji şu anda, başlangıcından beri bilime dayalı olduğunu ileri sürmektedir. Mezopotamya kehanet yorumlarında da, Enuma Anu Enlil'in kehanet tabletlerinden bildiğimiz gibi bilimsel onaya verilen önem netleştirilmektedir. Bu bilime dayalı oluş hali hem kadim dünyanın, hem de sonraki dönemlerin tüm büyük astrologları tarafından astrolojiyle ilgili tartışmalarda ikna edici temel bir delil olarak ortaya konulmuştur.
  Örneğin, Johannes Kepler (1571-1630) astrolojiyi savunurken şöyle söylemiştir:
"Gök cisimlerinin konumlarına olan inanç her şeyden önce bilime dayalıdır ve bu bilimsellik de öyle nettir ki ancak onu kendi gözleriyle incelememiş olan kişi bunu inkar edebilir
."[35]
  Burada şöyle bir itiraz söz konusu olabilir; astroloji bu kadar kolayca algılanabilecek kadar açık bir bilimse neden çağdaş bilim adamlarının çok azı buna ikna olabiliyor? Ancak bu itiraz da başka bir düzleme dayalı olmaktadır. İlk olarak, astrologların tüm devirlerde astrolojinin hakkını vermek için öncelikle bilime dayalı olduğunu öne sürmelerine dikkat etmek gerekir.
  Yukarıda bahsedilen Enuma Anu Enlil'in kehanet tabletleri ve Kral Asubanipal'in (İ.Ö. 669-626; Ninova kralı) kütüphanesinin bir bölümü bizlere astronomik gözlemlere ait büyüleyici bir sistemi sunmaktadır. Astrologlar şu yönteme göre çalışıyorlardı; gökyüzündeki bir gözlem o günün tarih ve saatine göre kaydediliyor ve özellikleri de kesin olarak tanımlanıyordu. Buna paralel olarak, tüm politik ve doğal olaylar da benzer şekilde kaydediliyordu. Böyle bir sistemle yapılan çalışmalar sürekli devam etti ve kaydedilen veriler yüzyıllar boyu varlıklarını korudular. Bu kayıtlar dünya üzerinde gerçekleşen olaylara karşılık gökyüzü fenomenlerini dakikası dakikasına kontrol eden, önceki kayıtlarla karşılaştıran ve onları yeni gözlemlerle tamamlayan türdendi. Asurolog Carl Bezold bu kilden üretilmiş kalın dilimlerin büyük bir bölümünü tercüme eden kişi olarak bu durumu şöyle tanımlamaktadır: "Ne zaman Y yüklemi gökyüzündeki Ö öznesinin bir eylemini gerçekleştirse, dünya üzerinde de Y yüklemi Ö öznesinin bir eylemini gerçekleştirmektedir." [36]
  İşte size bir diğer örnek: "Eğer ayın on beşinci gününde dolunay güneşle birlikte gözlemlenirse, zorlu düşman silahlarını o ülkeye doğrultacak demektir… On beşinci gün, dolunay güneşle birlikte görülmüştü… Dilerim kral bunu bilir ve dikkate alır." [37]
  Metnin ilk bölümünde, genel gözlem tanımlanıyor: ayın on beşinci günü dolunay olduğunda ve güneşle ay eşzamanlı olarak görüldüğünde saldırma eylemleri gerçekleşir. Ardından da somut olarak gözlenen olay meydana geliyor; gökyüzündeki konumlanma şimdi gerçekleşti ve hemen ardından bilimsel olarak da saptanan tahmin yapıldı; saldırı olayları olacak. Pek çok metin bunun hemen ardından yapılan tahmini şöyle bir cümleyle tamamlamaktadır: "…ve beklenen olay sonunda gerçekleşti..."
  Metinlerin içeriği günümüzde kontrol edilemiyor. Bununla beraber, bu metinlerle ilgilenen araştırmacıların çoğu, Babilli astrologların ciddi bir biçimde, tamamen bilimsel verilere dayalı bir astroloji sistemi inşa etmeye çalıştıkları konusunda hemfikirdirler. Ancak burada astrologların konumu da göz önüne alınmalıdır. Onlar aynı zamanda rahip görevini de üstlenmişlerdi ve devlette önemli birer politik fonksiyona sahiptiler. Yukarıdaki örnek astrolojik tahminin kral için yapıldığını göstermektedir. Dolayısıyla kadim dönemlerde astrolojinin önemli politik kararlar almak için ciddi bir yöntem olduğunu söyleyebiliriz.
  Astrolojinin günümüze kadar devam eden tarih sürecinde bilimsel olduğunu savunmaya yönelik denemeler yapılmıştır. Benzer şekilde, İ.Ö. 200'lerden beri bazı filozoflar ve astronomlar astrolojiyi eleştirmişlerdir. Bu eleştiri bazen sadece astrolojinin belirli birtakım ifadelerine yönelik olurken bunların mutlak olarak doğrulukları desteklenmiştir. Bununla beraber bazı eleştiriler ise, astrolojiyi tamamen gereksiz olarak tanımlayıp reddetmektedir.

 Dr. Gustav-Adolf SchoenerÇeviren: Işık UÇKUN

21.09.2017

MEZOPOTAMYA ASTROLOJİSİ

MEZOPOTAMYA
  Daha önceki bölümde söz edilenlere dayanarak, en geç İ.Ö. 1800'lerde yıldızların isimlerine kavuşmuş olduğunu ve  insanların yıldızlara tapınmaya devam ettiklerini kesin olarak bilmekteyiz. En parlak üç gezegen olan güneş, ay ve Venüs (güneş ve ay astrolojide günümüzde hala gezegen olarak kabul edilmektedir) Enuma Anu Enlil'in  (İ.Ö. yedinci yüzyıl) sonraları yaptığı kehanet yorumunda önemli bir rol oynamaktadır. [12]
  Orada Enuma Anu Enlil'de belirli tanrıların özelliklerinin gezegenlerin özellikleriyle aynı olduğunu görmekteyiz. Böylelikle, kadim Babil'deki yaşamın ve ışık veren tanrı Shamash'ın (Kutsal Güneş) özellikleri güneşin özelliklerine tekabül etmekte, Tanrı Sin'in genelde güzel olan özellikleri ise ayın özelliklerine tekabül etmektedir. Sevgi tanrıçası ve ana tanrıça, şifacı ve bitkisel yaşamın gelişmesine yardım eden İştar ise Venüs'e tekabül etmektedir.
[13] Ay tanrısının (Sümerde Nanna) kadim dönemde belirgin bir önceliğinin oluşu dikkate değerdir. Bu daha sonra değişmiş, bazı ilahilerde Venüs tanrıçasından (Sümerde İnanna) göklerin kraliçesi olarak söz edilmiş, gökler ve ayaklarının altındaki toprak tarafından taçlandırılmıştır. Bu göklerin kraliçesi Mısır'da Tanrıça İsis olarak, Hıristiyan inancında ise Meryem Ana olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu üçü, baba, anne ve göksel çocuk olarak görülmektedir. Göksel çocuğu olan benzer göksel anne babalar Mısır'da Horus inancından dolayı bilinirken Hıristiyan inancında da varolduğu bilinmektedir.
  Ancak, diğer dört gezegen olan Merkür, Mars, Jüpiter ve Satürn de Enuma Anu Enlil'in kehanetlerinde yer almaktadır. Enuma Eliş'in (İ.Ö. 1500 dolayları) mitlerinin Babil versiyonunda ise Babil tanrısı Marduk panteonun liderliğini ele geçirir. Sonraları, kültür ve bilim filizlendiğinde ise Tanrı Nabu önemli bir pozisyona geçmektedir. Marduk'un özellikleri Jüpiter Gezegeni'ne, Nabu'nunkiler ise Merkür'e atfedilmektedir.
  Gezegen tanrılarının her birinin, Sümer ve Babil kültürleri sürecinde değişen belirli bir tesir alanları vardır, bunlar Enuma Anu Enlil'in astrolojik kehanet yazıtlarında tek formlu bir resme dönüşmektedir.
(Ninive Kralı Asurbanipal'in İ.Ö. 669-626 yılları arasındaki geniş kütüphanesindeki yetmiş kil tablet)
  Yıldız-tanrıların mitleri, bu tanrıların hangi fonksiyonlara sahip olduklarını ve neleri yapmaya muktedir olduklarını da tarif etmektedir. Bu özellikler ve etki alanları oldukça çeşitlidir ve doğal fenomenler; bitkiler, hayvanlar ile sanat, politika veya inançsal alanları kuşatan bir tesire sahiptir. Bu özelliklerin kısa bir özeti şöyle olmaktadır: Güneş hayatı ve aynı zamanda da ölüm ötesiyle birlikte ölüm getiren kuraklığı tezahür ettirir. Ay genel olarak yaşam ve büyüme için yararlıdır; İştar-Venüs akşam güneşi, mücadele olarakta sevgi ve sabah güneşi, Nergal-Mars savaş ve ölüm, Nabu-Merkür bilgi ve bilim, Marduk-Jüpiter manevi ve dünyevi kuralları ve Nimib-Satürn ise zor çalışmaları (bilginlerin yaptığı türden), geçici ve zor olan her şey olarak tezahür eder.[14]

Resim: Babil Kralı Melichipak II.'nin güneş, ay ve Venüs'ün olduğu Kundurru taşı (sınır taşı). W. Knappich'den.
  Gezegen pozisyonlarını temel alan kehanet yorumlamasının Mezopotamya'nın sınırlarının ötesine genişlemesi sürecinde tanrıların isimleri çeşitli kültürlere ve dillere göre uyumlandırılmış ancak özellikleri, çoğu kısmı değişmeden kalmıştır. Böylelikle Yunan çağında "Nergal" "Ares" olmuş, Roma Devri'nde ise "Ares" "Mars"a dönüşmüş, ancak bütün bu dönemler boyunca "savaş ve ölümün yıldız-tanrısı" olma özelliğini hep korumuştur. "İştar" ise "Afrodit", sonra da "Venüs"e dönüşmüş ve Babil dönemindeki savaşçı yanı sonradan kaybolmasına rağmen sevgi ve bitkisel gelişim (horticulture) tanrısı olan yanı her zaman kaybolmadan kalmıştır. "Marduk" "Zeus" olmuş, ardından da Jüpiter'e dönüşmüştür.[15] Gezegen aynı kalmış, onun ihtişamlı-ruhani yönünü temsil eden yükseltilmiş pozisyonu da özünde değişmeden kalmıştır.
  Önce Yunan'a, ardından Roma'ya ait gezegen-tanrılar Avrupa Din Tarihi'ni yaşatmışlar ve günümüze kadar da gelmişlerdir. Yedi günden oluşan hafta kavramı ise Roma Dilleri'nde net olarak izlenebilmektedir ve yedi gezegen tanrısından sonra isimlendirilmiştir. Practicae'de on altıncı ve on yedinci yüzyıllarda, bu Romalı gezegen-tanrılar genellikle tahta kalıpla basılmış resimler formundaki sembolleriyle ortaya çıkmaktadır. Söz konusu zamanda, gezegenlerin tanrılar tarafından yönetildiği düşüncesi hala mevcuttu.
  On dokuzuncu ve yirminci yüzyılların astrolojisi de tamamen bu tradisyona dahildir. Astrologların büyük çoğunluğu artık yıldız-tanrılardan bahsetmeyip onları insanların içinde varolan güçler olarak anlıyor olsa da; doğanın ve kozmosun tamamında, Babil yıldız dininin oluşturduğu özellikler temel olarak değişmeden kalmış ve günümüze kadar gelmiştir.
  Babil yıldız-kültü, sonraki astrolojinin özü ve arşetipi olmuştur. Söz konusu yıldız-kültü aynı zamanda yedi gezegenin, durağan yıldızların ve takımyıldızlar olarak birleşen durağan yıldız gruplarının da tanrılar olarak sayıldığı bu inançsal-dinsel öze ait olmaktadır. İ.Ö. 1200 yılları civarında, içine kazınmış çeşitli takımyıldız sayılarını gösteren pek çok sınır taşını bilmekteyiz. Tüm gökyüzü takımyıldızlarla kaplıdır ve dolayısıyla yıldız-tanrıların sayısı da belirlenemeyecek kadar çoktur.
  Güneşin yıllık dönüşünün geniş şeridi, her biri 30 derece olan 12 eşit bölüme ayrıldığında net bir düzen ilk defa olarak kurulmuş oldu. Bu bölümler şu anda güneş yörüngesini, zodyak burçları adı verilen net bir sayıya bölmektedir. Bunlara kadim Yunan'da "zodiakos" adı verilirdi. Zodia kelimesi yaşam formu anlamına gelmektedir. Bu da, yaşamın ilahi (yada şeytani) bir varlık olarak saygı gören her bir burca sunulduğunu göstermektedir. Aynı zamanda bu zodyak burçları ve gezegenler kısmen mevsimlere de karşılık gelmektedir.
  Zodyak burçlarının nasıl oluştuğu henüz tamamen açıklanmış değildir. Klasik filolog Franz Boll, burçların sadece takım yıldızlardan ekliptiğe (Dünyanın etrafını dolaşan ve tropiklere değen büyük halka) yapılan aktarımlar olmadığını, ekliptiğin birkaç durağan yıldızdan oluştuğunu ve zodyak burçlarının tamamen tersine, onlara göre çok daha büyük olup; görünen güneş yörüngesinin uzaysal bölünmesi yoluyla ortaya çıktıklarını yakalamıştır.[16] Dolayısıyla zodyak burçları (astronomik açıdan değerlendirildiğinde) güneşin yıllık yörüngesinin yoğun olarak gözlenmesinin sonucudur. 
  Bu, ilkbahar ekinoksu ile başlar, yaz gündönümü, sonbahar ekinoksu ile devam eder ve yine ilkbahar başlangıcında yıllık siklusunu tamamlamış olur, böylelikle orta dört ana nokta çıkar ve bunların her biri zodyağın başlangıç burcunu belirlemektedirler.
  Zodyağın on iki bölüme ayrılışı ilk defa İ.Ö. 419 yılında[17] çiviyazısıyla yazılmış bir kitabede açıklanmıştır. Ancak, güneş yörüngesinin dörde bölünüşünden bu 12 bölüme ayrılmış haline nasıl geldiği bugün güçlükle ortaya çıkarılabilmektedir. Yine de bu gezegenlerin ve astrolojinin iskeletinin Avrupa geleneğinde günümüzdeki haline gelişini sağlamıştır.
  Gezegenlere ve Zodyak burçlarına tanrılar ya da tanrıların evleri olarak tapınıldığı Sümer ve Babil dönemlerinde  göksel cisimlere ilave olarak, astrolojinin bilimsel bir dalı da şekillenmeye başlıyordu; gözlemsel ve hesaplamalı astronomi.
  Bu bilim dalı yalnızca rahiplere özeldi. Tapınakların inşa ediliş şekilleri yalnızca yıldız tanrılara tapınmaya değil, aynı zamanda da görünür göksel cisimlerin hesaplanmasına hizmet ediyordu. Gerçekte bu hesaplama bizim anlayışımızla bilim değildi, daha çok bir dini uygulamaya aitti. Yıldız tanrıların karar verme çalışmalarına hizmet ediyordu; yani savaş mı yoksa barış zamanları mı, hastalık ya da açlık mı yoksa bol ürün mü göndereceklerdi?...
  Enuma Anu Enlil'in kehanet metinleri aynı zamanda gezegenlerin hareketlerini ve onların diğer gezegenlerle oluşturdukları takımyıldızların hesaplanan pozisyonlarını bildirmektedir.
[18] Özellikle korkulan ay ve güneş tutulmalarının zamanları için yapılan önceden tahmin etme çalışmalarının İ.Ö. 747'lere uzandığı biliniyor. [19] Benzer şekilde, gökyüzünün merkezi, Zenit (başucu noktası), kesin olarak doğudan yükseliş ve yükselen şeklinde belirlenebilir.
  Şu andan itibaren astrolojiden bilimsel gözlem ile yıldızlara tanrı olarak tapınmanın birleşiminden oluşan bir anlayış ile söz edebiliriz.
  Bütün detaylar burada açıklanamasa da, gök cisimlerine inançsal bir yaklaşımla tapınılmasının gözlemsel bilime ne kadar bağlı olduğu; astrolojinin aynı zamanda hem din hem de bilim olmak isteği yukarıda anlatılanlardan çok net anlaşılmaktadır. Ve aynı zamanda da Astrolojiyi meydana getiren temel prensibin de altı çizilmiş olmaktadır.
Kozmosun ilahi bir biçimde düzenlendiği ve yönetildiği içsel bir inançtır ve gökyüzünde meydana gelen ve hesaplanabilen her şey, dünyadaki olaylarla gizemli bir şekilde yakından ilişkilidir.
  Mezopotamya astrolojisi, gelişmiş hesaplama yöntemleriyle birlikte, Helenistik Dönem'de tüm Akdeniz Bölgesi'nde hızla yayılmıştır. İ.S. 280 yılında, Babil'li Marduk rahibi Berossos, bir Yunan Adası olan Kos'ta bir astroloji okulu kurdu. Atinalıları önceden bildikleriyle öyle etkilemişti ki, altından dili olan bir küçük heykeli ona ithaf etmişlerdi. [20] Bu süreçte, bireysel doğum astrolojisi popülerlik kazanmıştı. Astrologlar daha önce ülke meseleleri ve doğal olayları gözlemlerken, horoskoplar artık bireyler için de üretiliyordu. Horoskoplar doğum anı için doğum yeri göz önüne alınarak ve bireyin yaşam süreci, eğilimleri ile ilgili bilgi sağlamak amacıyla üretiliyordu. Hala mevcut olduğu bilinen en eski doğum horoskopu daha önce de bahsedildiği gibi İ.Ö.410 yılına uzanmaktadır.
  Özetleyecek olursak; Sümer-Babil astrolojisi net olarak, gök cisimlerine tanrılar olarak tapınılmasının ve insanların kendi yollarını hesaplamasının (yol haritalarını belirlemelerinin) kesin yöntemlerinin çağdaş gelişimidir. Mısır astrolojisinde, gezegenlerin kesin olarak hesaplanmasının daha az önemli olduğunu biliyoruz. Ayrıca  kozmosun inançsal bütünlüğünü ve insanı  temel aldığı da gerçektir ancak daha detaylı bakıldığında astrolojideki diğer yönleri önemsediği görülmektedir.

EZOTERİK ASTROLOJİ

Ezoterik Astroloji
  Bilimsel yöntemlerin artan kesinliği ve rasyonelliğe adanan bir teoloji, astrolojinin onsekizinci ve ondokuzuncu yüzyıllarda kabul gören bir kültürden çıkarılmış olduğu gerçeğinin yanında aynı zamanda güven oluşturan bir tablo çizmektedir. Bununla birlikte, astroloji bir yeniden canlanma süreci yaşamaktadır, ancak bu elbette gelişen doğal bilimler dahilinde değil, öncelikle ezoterik halkalar dahilinde olmaktadır. 1875'te, Theosophical Society (Teozofi Derneği) kuruldu. Bu derneğin kurucuları, öte alemden bazı varlıklardan, bazı üstatlardan talimatlar aldıklarını açıkladılar. Onlardan, tüm dinlerde varolan ezoterik öğretilerin bilinmesini sağlamaları talimatını almışlardı. Kısmen Budist ve Hindu öğretilerine ve aynı zamanda da mistik Hıristiyan ve Yahudi tradisyonlarına güveniyorlar ve onları kendileirne göre yorumluyorlardı.
  Modern doğal bilimler ve sihirli, ilahi güçlerle dolu olan dünyanın ruhsal doğası hakkında konuşmak öncelikli ilgi alanlarıydı. Tüm doğa, taşlar, bitkiler, hayvanlar, kadim zamanlarda olduğu gibi gizemli ilahi güçlerle doluydu. Teozofik öğretilere göre, kabul edilen doğal bilimler tamamlanmış sayılamaz, çünkü onlar sadece doğaya dair çanağın dışını araştırmaktadır. Yani doğada işler halde olan canlı, spiritüel güçler doğal bilimlerde göz önüne alınmamaktadır. Dolayısıyla teozoflara göre, gezegenler sadece cansız, fiziksel cisimler olarak görülmemelidir. Aynı zamanda cansız cisimler oldukları da doğrudur, ancak içlerinde onlarla birlikte çalışan canlı özlere sahiptirler.
  Bu bağlamda, astroloji ondokuzuncu yüzyılın sonunda yeniden gelişebilme potansiyeline sahipti. Gezegenler ve zodyak burçları şimdi tekrar ortadaydı, hatta bunlar, doğal özelliklerine ilave olarak, kendilerinden gizemli ışınların yayınlandığı tanrılar olarak görülmekteydiler. İngiliz Alice Ann Bailey (1880-1949) Esoteric Astrology (Ezoterik Astroloji) [48] adında, modern astrolojinin dünya görüşü açısından vazgeçilmez olan kitaplardan birini yazmıştır. Burada zodyağın çeşitli gezegenleri ve burçları, onlara tekabül eden güçler ve fonksiyonlarla birlikte açıklanmaktadır. Alice Bailey'e göre, görünür kozmos tüm göksel cisimleriyle birlikte belirli bir göksel hiyerarşiyi yansıtmaktadır. O aynı zamanda İsa ile, bu göksel hiyerarşi içindeki astrolojik-kozmik yorumuyla da ilgilenmektedir. Ayrıca, yakın zamanda gerçekleşecek olan "İsa'nın ikinci gelişi" ile birlikte bir "Yeni Çağ"ın başlayacağını savunmuştur.  
  Alice Bailey, astrolojinin dünya görüşünü tıpkı kadim astrologlar gibi kozmosu açıklayarak yeniden canlandırmıştır. Bu görüşe göre gezegenler belirli ruhsal varlıklara tekabül ediyordu. Bailey aynı zamanda yakın zamanda gerçekleşecek olan "ikinci kez geliş"i de astrolojik olarak yakında gerçekleşecek olan "Kova Burcu çağı" [49]  ile ilgili olarak açıklamıştır. Söz konusu Kova Burcu Çağı, gerçek bir astronomik hesaplama üzerine dayalıdır; ilkbaharın başlangıcı zodyakta dünyanın kendi ekseninde belirli bir hareketine bağlı olarak yavaşça ilerler ve yirminci yüzyılın sonunda "Balık" burcundan çıkarak "Kova" burcuna girer. Şu anda bu değişimin aynı zamanda insanlar arasında da, yüksek bir ruhsal gelişimle bağlantılı olduğu kabul ediliyor.
  Alice Bailey'in eseri ile astroloji bir kez daha dünyanın ruhsal bakımdan da yorumlanmasını sağlama ve aynı zamanda da bilimsel bilgiyi bu amaç için kullanma talebini açığa çıkarmıştır. Böylece astrolojinin kadim içeriği, din ve aynı zamanda da bilim olarak  bir kez daha ele alınmıştır. Bununla birlikte, Bailey horoskoplar üreterek pratik rehberlik sağlama konusuna eğilmemiştir. Bunun yerine tüm kozmosun ilahi bir yönetim düzenine tabi olduğunu sunmakla çok daha fazla ilgilenmiştir.
 William F. Allan
  William F. Allan (1860-1917) "Allan Leo" (Aslan Allan) olarak bilinirdi çünkü aslan burcunda doğmuştu ve astrolojinin uygulamalı yanı üzerine çalışıyor, horoskop yorumları yapıyordu. Bir İngiltereli olarak aynı zamanda Teozofi Derneği'nin de üyesiydi ve Londra'da bir dergi çıkarmış, ayrıca astroloji üzerine, Paris ve New York'ta da ofisleri olan bir yayınevi kurmuştu. Kurduğu yayınevinden, isteyen herkes "bir şilinlik horoskop" çıkarttırabiliyordu. Küçük bir ücret karşılığında, her ilgili kişi kendi Zodyak burcunu, yükselenini ve doğum anındaki gezegenlerin pozisyonlarını fotokopi olarak alabiliyordu. Her kişi böylelikle "kendi" burcunun ve "kendi" yükselen burcunun ne anlama geldiğini kısa bir özet halinde okuyabiliyordu. [50] Bu yorumların temeli göksel cisimlerin kadim tanımlamalarıydı. Örneğin bir horoskopta gezegen ve savaş tanrısı Mars'ın yükselen olarak bulunması (yani Mars'ın doğu ufkunda bulunması) o kişinin  tıpkı Roma Savaş Tanrısı gibi canlı ve agresif bir yüz ifadesine sahip olmasına neden olur. Bu pozisyonda Venüs etkisi altında olanlar ise tıpkı Roma aşk tanrıçası gibi fiziksel güzellikleri ile dikkat çeken kişiler olacaklardır. Böylelikle, her kişiye teolojik anlamda hayattaki kendi kişisel eğilimleri ve amacı verilmiş oluyordu.
  Ezoterik astrolojiye ilişkin bu yazıda, Budizm ve Hinduizm'den bilinen öğretiler hem ayrı ayrı verimli, hem de birleştirilmiştir. İsa ile birlikte Buda da teozofide merkezi bir rol oynar. Bu sadece Buda'yı değil, aynı zamanda onun karma ve yeniden doğuş öğretilerine de işaret etmektedir ki bu sadece genel teozofik öğretiye değil, aynı zamanda ezoterik astrolojiye de akmış bir bilgidir. Karma ve yeniden doğuş, bir insanın karakterinin ve deneyimlerinin geçmişte yaptıkları ile belirlendiği anlamına gelir. Böylelikle horoskop astroloğu karması ve bunların sonucu ortaya çıkan görevleri ile ilgili olarak bilgilendirir. Özel bazı yöntemlerle çalışan  "Karmik horoskop analizi" bugün bazı astroloji okullarında  öğretilmektedir ve bu okullar sözkonusu analiz konusundaki eğilimden gelişerek ortaya çıkmışlardır. Zürih'teki "Astrodata" da bunlardan biridir. [51]
  Bütün bu anlatılanlardan, ezoterik astrolojiden uygulamalı horoskop yorumuna geçişin belirsiz olduğu ortaya çıkarken, ezoterik temelli horoskop yorumunun tam olarak nerede günlük tahminler yapan popüler astrolojiye geçiş yaptığını belirlemek zordur. Yine de çok şey söylemek mümkün, Alan Leo'nun ticari olarak takip edilen astrolojisi basım yoluyla yayınlanarak yayılmaktaydı ve böylelikle medyanın büyük bir kesimi için modern horoskop yorumu yolu açılmış oluyordu. Gazeteler ve dergiler günlük, haftalık ve yıllık horoskopların çok kısa sürede yayılmasını mümkün kılıyordu. Teozofik bir arka plana sahip olmak ise, gazete horoskoplarında zaman zaman "yeniden doğum" ve "karma" göndermeleri yer alsa bile genelde hiçbir role sahip olmuyordu. Popüler astroloji genelde sadece belirli bir merakı gidermek ve karakterleri ve yakın zamanda gerçekleşecek olayları tahmin etmek için ilgilenilen bir alandı.
  Özellikle 1920'lerde, bu gazete astrolojisi popülerlik adına inanılmaz bir artış yaşadı ki bu, yirminci yüzyılın ikinci yarısında daha da geliştirilebilirdi. [52] Bugün herkes günlük ya da haftalık horoskopu için gazeteye bakıp karakter tanımlamalarının ve tahminlerin ne kadar doğru olduğunu kontrol edebiliyor. Yazılanlar çoğunlukla oldukça genel olurken, doğruluklarına dair hemen hiçbir ciddi sınamaya izin vermemektedirler, ya da bunun kişinin kendi hikayesiyle hemen hiçbir somut ilişkisi yoktur.
  Popüler astrolojiyi böyle genelleştirmek, kurumlar ve hesaplama yöntemleri bakımlarından son derece sorgulanabilirdir. Horoskop astronomik hesaplama yöntemiyle elde edilir ve her yorumun temelini oluştururken her birey için çok farklılaşmış yetenekler ortaya koyar. Bu şu gerçeğe kadar izlenebilirdir; gezegenler ve onların birbirlerine göre açısal ilişkileri, Zodyak burçlarının ve evlerin pozisyonlarının da olduğu gibi her biri kendine göre özel bir anlama sahiptir. Çeşitli gezegenlerin hızına ve dünyanın dönüşüne göre, bu pozisyonlar oldukça hızlı bir şekilde değişmektedir. Böylelikle, her horoskop kesin doğum yerine ve zamanına, ayrıca (bu bilgilere dair) en küçük bir yanılmanın getirdiği değişimlere bağımlı olmaktadır. Eğer sürekli değişen yıldızlı gökler her kişinin yeteneklerinin aynası ise ve astrolojide  temel alınıyorsa, çok az kişinin aynı horoskopa sahip olması mantıklı olmaktadır; yani sadece aynı yer ve zamanda doğanlar. Popüler astroloji, aynı burca sahip olan herkes için aynı açıklama ve yorumların yapılabileceğini kabul etmektedir.
  Elbetteki popüler astrolojinin varoluşundan ezoterik astroloji suçlanamaz, tıpkı kadim eğitimli astrolojinin Roma İmparatorluğu zamanında "fal bakma" faaliyetlerinden sorumlu tutulamayacağı gibi. Bununla beraber, Alan Leo'nun bir şilinlik horoskopları, sadeleştirilmiş ve kitleler için üretilmiş horoskop yorumları ve ezoterik anlamda bireysel anlayışlara işaret etmekle kalmayıp aynı zamanda basit ve sıradan bir merakı da teşvik eden ihtiyaçlara dair açıklamaları ile astrolojinin popülerleşmesinde bir tetikleyici olmuş gibi görünmektedir.
  Bugün, ezoterik astroloji özellikle teozofi, antropozofi ve hepsinden önce Rozkrua (Gülhaç) örgütünde yaygındır. Bugün, 1909 yılında Max Heindel tarafından kurulan Rozkrua Derneği tüm Avrupa'da gezegenlerin kesin konumlarını vererek *Ephemeris'i (*Gezegenlerin gün içindeki konumlarını gösteren gök günlüğü) yayınlamaktadır, ki sözkonusu bilgi her astroloji uygulayıcısı için vazgeçilmezdir. Ephemerisler elli ya da yüz yıllık bir zaman aralığı için önemli tüm veriyi içermektedir. [53]  Ezoterik astroloji aynı zamanda ezoterik sahnenin organize olmamış, bireysel çevresinin de ilgi alanındadır. Ayrıca pek çok astroloji okulunda da astroloji "ezoterik doktrinler" yöntemiyle öğretilmektedir ve bu da sadece "karma" ve "yeniden doğuş" ile ilgili çok genel göndermelere veya parça parça anlatımlardan ibarettir. Net olarak tanımlanmış bir doktrin formundaki bir ezoterik astrolojiyi burada ayırd etmek güçtür.

12.09.2017

MİTOLOJİDE BURÇLAR

 
 Koç Burcu Jason ve Medea :
Orkhomenos kralı Athamasın oğlu Phrixus yanında kız kardeşi Helle olduğu halde gezerken , yanı başında altın bir koçla yürümekte olan üvey anneleri Nephele ile karşılaşırlar. Altın koç iki kardeşin merakını çeker ve Nephele onlara bu koçun hikayesini anlatır. Denizler tanrısı, büyük Zeus'un kardeşi Posedion, göz koyduğu Bisaltes'in güzel kızı Theophane'yi güzel bir koyuna ve ona kur yapıp elde edebilmek için de kendisini bir koça dönüştürür. Nephele'nin yanında dolaştırdığı altın koç, bu birleşmenin yani, Posedion ve Theophane'nin çocuklarıdır. Colchis Krallığını kurtarmak için Savaş Tanrısı Ares'e bir kurban verilmesi gerektiğinden, Nephele de bu koçu üvey çocuklarına verir ve onu Ares'e kurban etmelerini ister ve onları Karadeniz'e gönderir. Şimdiki Çanakkale Boğazından geçerlerken Helle denize düşer ve boğularak ölür. Kimi anlatımlarda iki kardeşin üvey annelerinden kaçtıkları rivayet edilmektedir. Aslında Helle boğulurken denizler Tanrısı Posedion onu kurtarır ve ondan üç çocuğu olur. Bu olaydan kurtulan Phrixus, altın koçu yerine ulaştırır ve kurban edilen koçun altın postu Colchis'te Savaş Tanrısı Ares tapınağının kapısına asılır. Bu tapınak hiç uyumayan bir canavar tarafından korunmaktadır. Uzun yıllar sonra ; Colchis kralı olmak isteyen Jason ya da diğer adıyla İason, Argonautlar'ın da yardımıyla ve büyük mücadeleler vererek Altın Posta sahip olur. Jason Altın Postu aldığı gibi Colchis kralının kızı güzel Medea'yı da kaçırır. Daha sonra büyücü kadın olarak da anılacak olan Medea, kendisini kaçıran Jason'u kurtarmak için erkek kardeşini denize atarak aşık olduğu adama yardım etmiştir. Jason Arganaut'a döndükten sonra krallığını ilan eder ve mutlu sona ulaşılır. Jason'un bu kahramanlıkları, cesareti,gücü ve başarıları Altın Post ve koç hikayelerinden sonra KOÇ burcu insanıyla özdeşleşmiştir. 


Boğa Burcu Zeus ve Europa :
Sadakatsiz ve güvenilmez bir kadın olarak mitolojinin sayfalarında yer bulan Şehvet Tanrıçası Ishtar, kendisiyle hiç ilgilenmeyen Babilli kahraman Gılgamış'a aşık olur. Haris bir kadın olan Ishtar, bir erkeğin kendisini reddetmesini kabullenemeyerek aynı zamanda babası olan Tanrılar Tanrısı Anu'ya giderek Gılgamış'ı öldürmesi için dev bir boğa yaratmasını ister. Bu boğanın şehveti ve hırsı temsil ettiği düşünülmüştür, Her yıl yeni bir ay girdiğinde ve boğa burcunda doğmaya başladığı gün bitiminde Babilliler, şans getirdiğine inandıkları altın boynuzlu bir boğayı kurban ederlerdi. Bu efsanelerden çok , çapkınlıklarıyla ünlü Zeus'un hikayeleri dilden dile dolaşır. Bunlardan biride Zeus'un Fenike kralı Agenor'un güzel kızı Europa'yı gösterişli bir boğa kılığına girerek kaçırır. Efsanede boğa kılığına giren Zeus, Europa'nın çiftliğinde otlarken, onu beğenerek yanına giden ve başını severek çiçekler takan Europa'yı sırtına aldığı gibi Akdeniz'in karşı yakasındaki Girit adasına kaçırır. Europa'nın Zeus'tan Minos, Radamanthys ve Sarpedonthis adlarında üç çocuğu olur. Bu arada Europa'dan bıkan Zeus kaçar ve Europa da çocuklarını evlat edinen Girit Kralı Asterion'la evlenir. Bu hikaye bize Boğa Burcunun en temel özelliği olan sahiplenicilik, güzel ve alımlı bir görünüşe tutkunluk temalarını anlatmaktadır. 


İkizler Burcu Castor ve Pollux :
Mitolojide Tanrı Zeus'un oğulları Castor ve Pollux, aynı zamanda Dioscuri Yıldız Kümesinden iki yıldızın da adıdır. Mitolojik dilde "Zeusun oğulları" anlamına gelen bu ismi Babilliler takmışlardı. Çapkınlar çapkını Zeus, Isparta Kralı Tyndaros'un karısı Leda ile sevişebilmek için Kuğu kılığına girer ve onların birleşmesinden iki yumurtaları olur. Bir yumurtadan Pollux ve Hellen, diğer yumurtadan da Castor ve Clytemnestra doğarlar. Rivayete göre Pollux ve Hellen Zeus'un ölümsüz çocukları, Castor ve Clytemnestra ise Tyndaros'un ölümlü olan çocuklarıdır. Eski zamanlarda bu olaydan dolayı ikiz olan çocukların birisinin daima tanrısallık taşıdığına inanılır. Yıldızlara ismi verilen bu iki kardeş, Sparta'da birlikte büyür ve çok da iyi anlaşırlar. İki delikanlı Altın Post'u bulmaya giden Jason'un yanında da yer alırlar. İki genç, iki kız kardeşe aşık olurlar. Ancak kızlar nişanlıdırlar ve onları kaçırırken çıkan kavgada Castor ölür. Kardeşini çok seven ve onun ölümüne katlanamyan Pollux, babası Zeus'tan onu tekrar diriltmesini ister. İki kardeşin birbirlerine olan sevgisi Zeus'u duygulandırır ve Pollux'un sahip olduğu ölümsüzlüğünü kardeşi Castor'la paylaşmasına izin verir, ama bir şartla ; bundan böyle iki kardeş zamanlarının yarısını Tanrılar Dağı Olimpos'ta, diğer yarısını da yeraltında ölüler dünyasında geçireceklerdir ! Başlarının üstünde ışık saçan iki ata biner bir vaziyette resmedilen Castor ve Pollux,böylelikle de İkizler Burcunun sembolü olmuşlardır. İkizler burcu insanının iki kişilikli diye adlandırılması,bu, iki kardeşin karakter yapılarıyla bağdaştırılmıştır. 


Yengeç Burcu ve Diana :Yengeç Burcunun karakteri, mitolojide Av Tanrıçası olarak adlandırılan Diana ile özdeşleştirilmiştir.Yetenekli bir avcı olan Diana,yakaladığı hayvanları insanlara sunmuş, darda kalanlara yardım elini uzatmış, bunun yanı sıra; duyguları ve sinir sisteminin de o yönetmiş. Bu özellikler Yengeç burcu insanının d aözellikleridir aynı zamanda. Kahramanlar kahramanı Herakles (Herkül) mitolojide en çok tanınan,en sevilen karakterlerden biridir. O, doğaya kafa tutan insan gücünün simgesidir. Herakles gerçekte insanlaştırılan, tanrılara karşı tanrılaştırılan bir insandır. Gittikçe masallaşmış ve Yunan kahramanlığının simgesi sayılmıştır. O da ; Tanrılar tanrısı Zeus'un oğullarından biridir. Zeus babası Amphitryon'un kılığına girerek annesi Alkmene'yle birleşmiş ve bu birleşmeden Herakles yani Herkül doğmuştur. Kral Eurystheus tarafında kendisine on iki görev verilir.Mitolojik bir canavar olan Hidrayı öldürmesi bu on iki görevin ikincisidir. O canavarla savaşırken, ezeli düşmanı Tanrıça Hera, Herkül'ün ayaklarına büyük bir yengeç gönererek, dengesini yitirmesi için elinden geleni yapar. Hera yengeçlere hükmetmeyi, onları kullanmayı çok iyi başarsa da Herkülü yenmeyi başaramaz. Herkül Hidrayı öldürür. Tam o sırada gökte yükselmekte olan büyük takım yıldızaYengeç adını verir. 

Aslan Burcu ve Herkül :Tanrılar tanrısı Zeus'un hem kız kardeşi hem de saygıdeğer karısı (baş kadını) olan Tanrıça Hera, Zeus'tan intikam almak için, Argolis Ovası Nemea'ya yenilmez bir aslan gönderir. Ekhidna'nın Orthos köpeğiyle birleşerek meydana getirdiği bu canavar aslan çevreyi kasıp kavurmuş. İni Arima Dağında olan Ekhidna'nın yarattığı bu canavar aslanın karşısına yine Herkül çıkmış. Canavar aslanla amansız bir mücadele veren Herkül, bu savaştan galip çıkmasını bilen taraf olmuş. Herkül'ün bu zaferini kutlamak için bu bölgede iki yılda bir Nemea Zeus'u onuruna Nema oyunları düzenlenirmiş. Bu oyunların, bir yılan sokmasından ölen Nemea kralının oğlu Opheltes'in anısı için Herkül tarafından düzenlendiğine inanılır. Bu ve bunun gibi birçok kahramanlıkları olan Herkül'ün o müthiş tanrısal gücünün, Ekhinda'nın yarattığı bu aslanın gücü ile birleşerek Aslan Burcunun güçsel yapısıyla özdeşleştiği ortadadır. 

Başak Burcu ve Astrae :Başak Burcunun sembolü bir mite göre tanrılar Tanrısı Zeus'un Themis'ten olan kızı Astrae'dır. İnsanların erdem ve mutluluk çağı olarak adlandırdıkları Altın Çağda, insanların arasında yaşadığı söylenir. Adaletli, saf ve temiz, güzeller güzeli Astrae, Altın Çağ sona erip de dünyada ahlaksızlar ve ahlaksızlıklar belirmeye başlayınca buna dayanamayarak geldiği yer olan gökyüzüne çekilmiş ve Başak Burcu olmuş. Başak Burcunun eskilerde olduğu gibi bakire bir kadınla simgelenmesi,günümüzde de saf, temiz,erdemli ve güzel bir kadın figürüyle resmedilir. 

Terazi Burcu Anibus ve Athena :
Yunan çoktanrıcılığının en ünlü ve önemli tanrılarından biri olan Athena, ilgilendiği adalet ve yargı sebebiyle Terazi burcunun da yöneticisi kabul edilir. Athena için mitler "Zeus'un kafasından çıkan kızı" derler. Buna neden olarak da ; Athena'nın Zeus'un kafasından tepeden tırnağa silahlı olarak çıkmış olmasıdır. Savaşçı bir ruha sahip olan Athena için, Atina kentinin koruyucusu ve ruhu da denir. Mitolojide Kadim Mısır'ın Ölüler Kitabı'nda ölü ruhların kalpleri bir terazi yardımıyla tartılıyor ve onun içindeki iyilik ve kötülüklerin miktarları ortaya çıkıyordu. İyilik tarafı ağır basan ruhlar hemen orada ödüllendiriliyor, kötülük tarafı ağır basanlar ise cezalandırılıyorlardı. Kadim Mısır inancında bu işlemi Çakal Başlı Tanrı diye adlandırılan Ölüler Tanrısı Anibus yapıyordu. Bu efsanelere dayanarak bu burca Terazi denmektedir. 


Akrep Burcu Orion ve Artemis :
Denizler Tanrısı Poseidon'un oğlu, dev Orion,iyi bir avcı ve aynı zamanda çok yakışıklıydı. Titan'lardan Theiay'la Hyperion'un kızı Gün Doğuşu ya da diğer adıyla Şafak Tanrıçası Eos, yakışıklı erkeklere meraklı bir tanrıçaydı. Orion'u gören Eos, onu beraber olmaya çağırır. Bu davete hem çok sevinen hem de çok böbürlenen Orion, sağda solda bunu anlatıp, kendini övmeye başlayınca Tanrı Apollon kızar ve Toprak Tanrısı diye mitlerde geçen ama aslında bir tanrı değil, kozmik bir güç olan Gaia'ya Orion'u dev bir akrep göndererek öldürmesini ister. Kimi kaynaklarda ise Orion Aitolia Kralı Oinopion'un kızı Merope'yi baştan çıkarmaya kalktığı için kör edilmiş, daha sonra da bir takım yıldız haline getirilmiş, kendisiyle birleşmek isteyen ve başaramayan Artemis'in kışkırtmasıyla onu topuğundan sokup öldüren akrep de armağan olarak burç yapılmış. Orion yıldızının akrep burcundan hep uzaklaşmakta olmasının nedeni buymuş. İlk hikayede bahsedilen ise, yollanan akrepten kaçmaya çalışan Orion denize dalar, bu sırada Orion'u gören ve onun yakışıklılığından etkilenen Artemis, oklarını akrebe yöneltir. Akrebi vurup öldürür ama, bu arada Orion'u da vurmuştur. O da Orion için o sırada yükselmekte olan takım yıldıza Orion, diğer tarafta kalan takımyıldıza da akrep adını verir. 


Yay Burcu ve Vahşi Sentorlar :
Yay burcunun simgesi olarak mitolojide yerini alan yarı insan, yarı hayvan figürlü varlıklar hakkında pek fazla bilgi olmasa da, onların Tarım Tanrısı ya da diğer adıyla Şarap Tanrısı Dionysos'un hizmetkarları oldukları bilinir. Yunan-öncesi tanrılardan olan Dionysos'un Trakya'dan ya da Frigya'dan geldiği sanılmaktadır. Zeus ve Apollon'la birlikte Antikçağ Yunan düşüncesinin üç büyük tanrısından biri sayılmaktadır. Tapımı başlı başına bir din meydana getirmiştir. Romalılar ona Bakkhos (Baküs) derler ve verimlilik tanrısı Liber'le bir tutarlardı. Yay Burcunun simgesi olan yarı insan, yarı hayvan olan ve elinde gerili bir yay tutan yaratıklara Sentor dendiği gibi, bazı mit kaynaklarında da Satir olarak söz edilir. Bunlar tanrıları Dionysos'a bağlılıklarını aşırı hareketlerle gösterirlerdi. Sentorlar ya da Satirler, tanrılarının kendilerine vahşi hayvanlar gibi göründüğüne inanıyorlardı. Bu yüzden şarap içip, kalabalık sarhoş sürüleri halinde dağlara çıkarlar, naralar atarak döne döne raksederler, karşılarına çıkan hayvanların üstüne kudurmuşcasına atılıp parçalarlar ve çiğ çiğ yerlerdi. Böylelikle tanrılarını içlerine almış oluyorlardı. Boynuzlu, keçi ayaklı, kuyruklu ve insan vücutlu bu yaratıklar kır cinleri olarak da adlandırılırdı. Aşırı sekse düşkün olduklarından Kır perilerinin erkek kardeşleri olmalarına rağmen, onlarla sevişmek için peşlerinden koşmaktan geri kalmazlardı. Bunlarla ilgili resim ya da duvar kabartmalarına bir tek Kadim Mısır da ve Babilliler de rastlanmıştır. Tanrılar Tanrısı Zeus bu burcun yöneticisi olarak bilinir. Zeus, her ne kadar uçarı ve çapkın bir tanrıysa da kızdırıldığında öfkesinden tüm alemler korkmuştur. Bu tipik bir Yay insanı karakteriyle de özdeşleştirilir. 


Oğlak Burcu Ea ve Pan :
Tanrı Ea ya da diğer adıyla Enki, Oğlak burcunun yarısı balık, yarısı oğlak olarak figüre edilmiş simgesidir. Ea Babilliler'in Büyük Yaratıcı Tanrısı olarak mitte geçer. Babil tapınaklarında Ea, balık kuyruklu bir koyun biçiminde canlandırılırdı. Tapınak rahipleri de balık biçiminde giysiler giyerlerdi. Bazı kaynaklarda onu Büyük Suların (okyanuslar) altında yaşayan, gündüzleri bu su evinden çıkan ve insanları eğiten Ea, akşam olduğunda tekrar suyun altındaki evine dönerdi. Bilgelik ve beceri de onunla ilişkili olduğundan Oğlak insanı da el ve beceri sanatlarıyla çok ilgilidir. Arkadia çobanlarının çok eski bir tanrısı olan, kulakları ve ayakları keçiye benzeyen,vücudu ve kolları insan olan ve boynuzları bulunan Pan, daha sonra Tanrı Hermes ve ağaç perisi Penolope' nin oğlu sayılmıştır. Yunan yorumculara göre Tanrı Hermes, oğlunu bir tavşan postuna sarıp Olympos'a çıkarmış, onun keçi görünümüne bütün tanrılar gülüp, alay etmişler. Doğatanrıcılığın kurucusu olan Stoa düşünürleri, onun bütün'lüğünü daha akıllıca yorumlayarak, onu evrensel bütünlüğün simgesi saymışlardır.
Pan'ın genel yapısı Oğlak burcuyla çok özdeşleştirilmiştir. 

Kova Burcu Endiku ve Gula :
En eski Sümer tanrıçalarından biri olan Canverici Tanrıça Gula (Aquarius), ismi Kova takımyıldızına verilmiştir. Hammurabi yasalarının başında o yasalara uymayanların Gula tarafından şifasız hastalıklarla cezalandırılacağı yazılıdır. Asurlular, ona ellerini havaya kaldırarak dua ederlermiş. Babil Kralı Nabu-Naid de uzun yaşayabilmek için ömrü boyunca ona yalvarmış. Kova Burcunu simgeleyen mitolojik esintiler, çeşitli uygarlıklarda ayrı ayrı yorumlanmıştır. Bunlardan biri ; Gılgamış'ın arkadaşı olan Enkidu ya da Endiku, kendisinin de bir hayvan-insan olması nedeniyle hayvanların koruyucusudur. Ve Gılgamış Destan'ın da bir öküzü yıkarken, su verirken betimlenmiştir. Öte yandan yine Babil'de Tanrıça Enki (Ea) elinde bir kova ile su dökerken resmedilmiştir. Bir diğer mitte ise Kadim Mısır'ın tanrılarından Hapi'nin Kova burcunun simgesi sayılmasıdır. Hapi Kadim Mısır'da, ölülerin iç organlarını korumakla görevli bir tanrı diye geçer. Kova burcunla ilişkisi ise elinde tutuğu camdan iki kapta bulunan Nil Nehrinin sularını toprağa boşaltırken resmedilmesine yormaktayız. Kova burcunun yöneticisi olan Uranüs, Yunan mitolojisinin ilk erkek tanrısıdır. 


Balık Burcu ve Cupido :
Balık Burcunun duygusallığı,idealistliği ve güzelliği kendisiyle özdeşleştirilen ve bu burcun yöneticisi konumunda olan Denizler Tanrısı Neptün'e eş tutulmuştur. Yunan etkisinden önce yağmur ve kaynak tanrısı olan Neptün,İtalya'nın en eski tanrılarından biridir. Roma mitinde Aşk Tanrısı olarak geçen Venüs ve Cupido, yunan mitinde karşımıza Afrodit ve Eros olarak çıkarlar. Venüs'ün ya da Afrodit'in Aşk Tanrıçalıkları çeşitli rivayetlere konu olarak ta günümüze kadar gelebilmiştir. Aynı durum Eros içinde geçerlidir. Aşk tanrı ve tanrıçalarının tek amaçları vardır; kişilerin birbirlerini sevmesi ve sayması. Ve bunun içinde ellerinden gelen her şeyi yaparlar. Bazen biraz gaflar yapsalar da hayat onların bu hoş sayılabilecek oyunlarıyla çok daha renkli olabilmektedir. Hele hele Aşk Tanrısı Cupido'nun yaptıkları bazen o denli karışıklıklar çıkarır ki,ortalığı düzeltebilene bravo doğrusu ! Venüs ve Cupido'nun Tanrı Typhın'dan kaçmaya çalışmaları ve denize dalmaları,Tanrılar tanrısı Zeus'un da bu durumu görerek bu anın hatırlanması için yani kendilerini balığa dönüştürmelerinin hatırlanabilmesi için o anki yükselen takım yıldızına Balık Burcu adını takar.

31.08.2017

ASTROLOJİ GERÇEK MİDİR?

Astroloji Gerçek mi?
  Daha önceki bölümlerde de bahsedildiği gibi, din adamları bir dinin ya da bir dini düşüncenin doğru olup olmadığını araştırıyor değildirler. Bu konuda yalnızca bazı dinsel deneyimleri ve düşünceleri bildiren kişilerin olduğunu söyleyebiliriz. Astroloji açısından ise dinsel yönüne ilave olarak bilimsel bir yanının da olduğu öne sürüldüğü ve bilimsel yargılamalara konu olduğu bir gerçektir.
  İçinde bulunduğumuz çağda astrolojinin varolma hakkı sık sık sorgulanıyor çünkü doğru olmayan bir bakış açısıyla astroloji, astronomi biliminin batıl inançlara saplanarak yorumlanmış hali olarak değerlendiriliyor. Bu görüş hiçbir değerlendirmeye tabi tutulmadan astroloji için doğrudan kabul edilse, astrolojinin hiçbir güvenilir deneysel ve teorik kanıt sunamadığı sürece din adamlarının bakış açısına göre reddedilmesi meşru sayılabilirdi.
  Ama, astrolojinin dini düşüncelere ne kadar sıkı sıkıya bağlı olduğunu gördük ve bu yüzden astrolojiyi aynı zamanda dinsel açıdan da değerlendirmek gerekir. Astrolojinin bize öğrettiği "doğal-dinsel" bir kozmos imajı; göksel cisimlerle insanlar arasındaki gizemli bağlantının önemi, ölümden sonra hayat, araf, karma ve tekrardoğuş kavramlarında olduğu gibi, günümüzdeki bilimsel yöntemlerle çözülememektedir. Astroloji kozmosu canlı bir organizma gibi gördüğü için bu, doğal dinlerden bilip gözettiğimiz dinsel bir fikir olmaktadır.
  Ne var ki, astroloji deney vasıtasıyla kanıtlanabilir olduğunu iddia etmektedir. Bu konu ile ilgili, yalnızca astroloji lehine göstergeleri olan bilimsel kanıtları gözlemleyebildiğimiz gibi, kişisel deneyimleri de dikkate alabiliriz, zira bunlar bilimsellik konusunda birbirleriyle yarışmaktadırlar. Dinsel çalışmalarda da kesin bir hüküm verilmesi yakın gelecekte bu açıdan beklenemez.
  Dolayısıyla "astroloji gerçeğini" sorgulamamak daha iyi olacaktır. Bunun yerine, astrolojinin pratik uygulamalarına bakabilir ve buradan pratik bir yanıt arayabiliriz.
  Modern astrolojinin popüler ve daha ciddi bir pratik formunun kabaca kendinden ayrılarak branşlaşması mümkündür. Ama bu bölünmenin belirlenmesinin zor olduğu da bir gerçektir. Astroloji alanında sunulanların çoğu bu aradaki gri bölgede kalır ve ayırma konusunda gerçekten hakkını vermek adına ayrıntıları araştırmak zordur. Bununla beraber iki uç noktada bulunan farklılıklar oldukça iyi belirlenebilmektedir.
  Şu anda astrolojinin en yaygın formu kendini günlük gazetelerde ve birtakım ezoterik dergilerde ortaya koyan popüler astrolojidir. Sözkonusu astroloji türü genellikle somut deneyimlerle o kadar çelişmektedir ki bu konudaki her ciddi kurum bunları reddetmelidir. Burada her birey karakter tanımlamalarının ve tahminlerin gerçekten doğru olup olmadığını ya da neredeyse her zaman doğru çıkacak kadar genel ifadeler olup olmadıklarını kendisi kontrol edebilir. Şurası çok açık ki, popüler astroloji ister dinsel ister bilimsel olsun ciddi bir açıklama ya da araştırmayla nadiren ilgilenmektedir.
  Diğer yandan, ciddi bir uygulamalı astroloji vardır ki bu astroloji türü de kendini temel olarak "uygulamalı-teşhis koyucu" (pratik-diyagnostik) olarak algılamaktadır. Bu şekilde, bugün bu astroloji türü psikolojik danışma ve alternatif tıbbın bazı türlerinde kullanılmaktadır. Etkileri ile ilgili olarak sadece bu konuda çalışmakta olanlar tarafından hüküm verilebilir. Bu tür astrolojinin savunucuları sürekli olarak, horoskopun bir kişinin başına gelecekleri asla gerçekten öngöremeyeceğini, sadece gezegenlerin aldığı pozisyonlara göre bilgi verebileceklerini vurgulamaktadırlar. Diğer yandan, bu ciddi astroloji çok sayıda deneyime sahip olan ve sonuçları henüz daha bilimsel kabul edilmeyen deneysel çalışmaların üzerine temellenmektedir. Bu düşünce çizgisinin savunucuları aynı zamanda bunu da kabul ediyor ve böylelikle söz konusu astroloji türünün, anlamlı bir şekilde uygulanabilmesi için kişisel deneyim yoluyla yeterince teyid edildiği iddiasıyla pozisyonlarını sağlamlaştırıyorlar.
  Dolayısıyla bu ciddi astroloji türünün "bilim" ile "kişisel deneyim" arasında bir sentez oluşturmaya çalıştığı söylenebilir, ki bu da bazı kesin standartlara sahip olan bilim adamlarının astrolojiyi de bilim olarak kabul etmelerini zorlaştırmaktadır. Ne var ki, astrolojinin var olduğu ve uygulanmaya devam ettiği gerçeği de varlığını korumaktadır.
  Güney Amerika'daki, Asya'daki ve Afrika'daki bazı üniversitelerde (örneğin Kahire'deki gibi) ve aynı zamanda da Letonya'daki Riga Üniversitesi'nde, astroloji öğretilmektedir. Bunun nedeni aynı zamanda, sözkonusu üniversitelerde verilen ve Hıristiyanlık tarihini de içine alan dinler tarihindeki öneminden dolayıdır ve bu astroloji türü burada yeniden keşfedilmektedir. Genellikle eleştirilen pratik uygulamasından ayrı olarak, dinsel-tarihsel anlamı, dinsel çalışmalar kapsamında da ilgilenilmesi için yeterince büyüktür.  Bununla ilgili olarak, klasik filolog Franz Boll kendini astrolojinin tarihi önemi ile ilgili olarak şöyle ifade etmektedir:
  "Astroloji tarihi ile ilgili en önemli husus, insanların bağlantılarını başka hiçbir yerde olmadığı kadar net ve reddedilmez bir biçimde ortaya koymasıdır. Olasılıkla, astroloji tarihinde Doğu ve Batı, Hıristiyanlar, Müslümanlar ve Budistler birbirlerini zorlanmadan anlayabilmişlerdir."

18.08.2017

BURÇLARIN OLUŞUMU VE AY İLE GÜNEŞ İLİŞKİSİ

BURÇLARIN OLUŞUMU VE AY İLE GÜNEŞ İLİŞKİSİ
 
                                                                 Bilinmelidir ki,
Alemde idrak edilen bütün suretler, esmai hakikatlerin ve ilahi ve kevni mertebelerin suretleri; ayrıca bunların lazımı olan nispetler, sıfatlar, ve de haller vb. gibi bunların arazlarının suretleridir.

Bütün felekler ve onlardaki yıldızlar, isimlerin suretleri ve mertebeleridir.Buna göre felekler mertebelere, yıldızlar ise isimlere aittir.

Melekler, isimlerin hükümlerinin suretleridir.
Unsurlar , AMA’ ya mahsus isimlerin suretleridir.
Güneş, El- Muhyi ve benzer isimler ile, isimlerin mazharlarına imdat etmesi  açısından Uluhiyetin mazharıdır. 

Hakiki sureti yönden Ay ise, varlığı açısından değil, imkanı açısından alemin hakikatini sureti ve onun benzeridir; Güneş’ten aldığı nur ile aydınlanması halindeki hakikati itibariyle de Ay, Hak’tan taşan ve kendisine bitişen varlık ile zuhur etmesi itibariyle alemin mazharıdır. Hak, bu taşan varlığı, mutlak varlığının sırrına delil yapmış, bunun yanı sıra “uluhiyet” hükmüyle mümkünlerin a’yanına arız olması açısından da varlığı için bir itibar kılınmıştır.

 Ay, karanlık ve nuru, letafeti ve kesafeti, ziyadelik ve noksanlığı kabulü, hareketinin sürati ile şekillenmesi ve diğer yıldızların kuvvetlerini, hareketlerini ve özelliklerini ihata etmesi; bütün bunları kendi altında bulunan şeylere suretiyle ulaştırması gibi, farklı durumları birleştirir.

Ay, gece karanlığında Güneş’in halifesidir, kevni gece de de Hakk’ın halifesidir. Her birisi, herhangi bir vakit veya makamda, birinin diğerinden ayrılmasını gerektiren cihetten diğerine halife olur. Buna göre halife, herhangi bir zamanda kendisini halife atayanın halifesidir. Bu hilafet de , ya vekilin işine kinayet ile vekalet veya hz . Peygamber’in işaretinde yer aldığı üzere açıkça yapılır:” Rabbim! Sen seferde arkadaş, ailede halifesin.” “ Gece ile gündüzü birbiri ardınca(hilfeten) getiren O’ dur.” (Furkan, 62)

Ay’ın karanlık cismindeki gizli şeyler güneş ışığı ile aydınlandığı için, güneş ayın izhar edicisi olmuştur. Güneş ışığı olmasaydı bu karanlıktaki şeyler görünmezdi.

Güneş ışığı ile Ay’ın cismi arasında birleşme olmasaydı, güneş ışığı farklılaşma ve değişme ile nitelenemezdi; med-cezir, çürüme-büyüme yok olma bu ışığın lazımı olan tesirler gerçekleşmezdi. Bunlar, hüviyeti itibariyle Hak’tan güneş vasıtasıyla zahir olan şeylerdir. Bunun yanı sıra aynı anda iki zıddı birleştirmesi de mümkün olmazdı. Güneşin zıt şeyleri birleştirmesine örnek olarak, bir şeyi soğutmak ve bir şeyi ısıtmak ya da Ay’ın bir bölümünde suretinin gizli kalması, bir parçasına yansımasıyla da ışık ve aydınlanmanın ortaya çıkmasını verebiliriz.

Ay, Güneşi izhar etmiş ve zatında dürülmüş bütün özellik ve hükümlerini tafsil etmiştir; bu özellik ve hükümlerin taaddütleri ve zuhurları, istidatları farklı olan kabiliyetlere bağlıdır.

Unsurlar bir açıdan Tabiat’ın mazharlarıdırlar. Bunlar mutlak anlamda tabiatın değil, bilakis, hükmünün cisimlerde zuhur etmesi itibari ile Tabiat’ın mazharlarıdırlar.

Tabiatın hükmünün cisimlerde zuhuru bir açıdan Arş’ta ; başka bir açıdan da Levh-i mahfuz mertebesinin altında gerçekleşir. Burada , “suret” itibari ile unsurların altında dört mertebe bulunmaktadır: Maden mertebesi, sonra nebat, sonra hayvan sonra da insan mertebesi.

Aynı şekilde mana açısından da durum böyledir. Hakikatleri açısından bunların üzerinde ise levh-i mahfuz, Kalem-i Ala, Nefes-i Rahmani ve Zat Gaybı mertebesi.
 Zat Gayb’ının ismine (Er-Rahman) Nefes söz konusu her dört mertebe için dört kez nispet edilir.

Oluşan onaltı mertebe bir şeyin kendi kendisi ile çarpılmasından meydana gelmişlerdir. Bunların dördü asli ilahi, dördü tabii, dördü de dört unsur ve beşeri mizaca mahsus olan dört karışımdan(ahlat-ı Erbaa) ibarettir; dört karışım beşeri mizaca aittir. Asli esmai hakikatler kendi mertebelerinin suretlerinde gizlenirler ve 16 ‘ dan geriye 12 kalmıştır. Bunlar da kuşatıcı Arş’ta taayyün etmiş ve neticede on iki burç meydana gelmiştir.

Bugün bu on iki burcu dört melek taşımaktadır. Zikredilen dört ilahi hakikat, bu burçlara nazar etmektedir ve onlara zuhur etmektedirler. Bu dört ilahi hakikat, eserlerini, onlara mahal olan kimselere burçlar vasıtası ile infaz etmektedirler.

Sadrettin Konevi 
 

13.08.2017

ANTİK MISIR MİTOLOJİSİNE GÖRE BURCUNUZ…

 ANTİK MISIR MİTOLOJİSİNE GÖRE BURCUNUZ…

1) THOT (29 Ağustos-27 Eylül)
Zeka ve edebiyat tanrısı, Osiris’in danışmanı ve Horus’un koruyucusu. İnsan veya maymun olarak resmedilir, başının üzerinde bir ay resmi vardır. Kelimelerin ve matematiğin tanrısı olarak kabul edilir, ayrıca tüm yazarları koruduğuna inanılır, hiyeroglif ustasıdır ve ayrıca büyücüler üzerinde büyük bir etkiye sahiptir, gökbilimcileri, savaşçıları ve matematikçileri korur.
Karakter
Meraklı ve girişimci bir yapınız var, mükemmel bir organizasyon yeteneğine sahipsiniz, esrarengiz olaylara çok ilgi duyuyorsunuz, bir savaşçı ruhuna sahipsiniz ve bu ruh sizi sınırlarınızı aşmaya itiyor, hayatın size neşe ve mutluluk veren temel öğeleri sizin için önemlidir, hem cömert, hem de dürüstsünüz. Doğal bir otoriteye sahipsiniz, parmağınızı oynatmadan insanları kolayca yanınıza çekebiliyorsunuz, sizi destekliyorlar, sözünüze sadıksınız, benzersiz niteliklerinizi duygusal hayatınıza ve ailenize de yansıtıyorsunuz, doğuştan bir öğretmen veya araştırmacısınız, sizinle her şey mümkündür bilinmeyen bir konuda öğretmen veya değişik bir konuda araştırmacı olabilirsiniz. Kusurunuz sabırsızlıktır.
Gazeteci, aktör, öğretmen ve avukatlar bu burçtan çıkar.

2) HORUS (28 Eylül- 27 Ekim)
Yıldızların ve aşkın, parlayan güneşin tanrısıdır, firavunların koruyucusudur, en eski Mısır tanrılarından biridir, güneş tacı giyen şahin başlı bir erkek olarak resmedilir. Keskin gözlerinin karanlıkta bile görebildiği söylenir.
Karakter
Çok nazik ve cömert bir karakteriniz var ve bu yüzden çok sevilirsiniz, hayatta başarmak istediğiniz şeyler konusunda çok net görüşlere sahipsinizdir, savaşçı bir ruhunuz vardır, gözünüzü kırpmadan en büyük projelere atılırsınız, risk almayı seversiniz, uzun vadeli sorumlulukları üstlenirsiniz, verdiğiniz tüm sözleri yerine getirmeye yetecek kendine güveniniz vardır, sözlerinizi tutarsınız. Kontrolün hep sizde olmasını istersiniz, ama bazen sabrınız taşınca bu özelliğiniz yüzünden sevilmeyebilirsiniz, siyaset, felsefe ve sosyal konular size göredir, diplomatça davranmayı iyi bilirsiniz, adalet duygunuz gelişmiştir, öksüz birinin haklarını sonuna kadar savunursunuz, ilk görüşte aşık olabilirsiniz, yaşınız ilerledikçe olunlaşırsınız. Cesursunuz.
Politikacı ve medya mensupları bu burçtan çıkar. Zayıf yananız inatçılığınızdır.

3) WADJET (28 Ekim – 26 Kasım)
Kobra tanrıçasıdır ve bilgelik sembolüdür, bu burçta doğanlar mantıklı, temkinli, hırslı, vicdanlıdırlar. Aile bağlarına çok önem verirler Kusurları kötümser olmaları ve biraz kendini beğenmiş olmalarıdır mimar, mühendis, müteahhit ve editör olmaya yatkındırlar.
Karakter:
Öğrenmeye çok tutkulusunuz, kitaplar sizin için en büyük hazinenizdir, evinizde en çok kütüphaneye önem verirsiniz, kendinize güveniniz vardır ama bazen karamsarlığa kapıldığınız olur, dost bildiklerinizin arkanızdan iş çevirmeleri en kızdığınız ve katlanamadığınız şeydir, öyle bir şeyle karşılaştığınızda, asla affetmez ve hesap sorarsınız. Bazen müsrif olursunuz, ayrıntılara önem verirsiniz, gözünüzden hiçbir şey kaçmaz, komşuluk ilişkileri sizin için önem taşır, ‘ev alma, komşu al’ diyenlerdensiniz.
Doğayı çok seversiniz, şehirde yaşamaktan çok kırlarda olma özlemi taşırsınız. Hayvanları çok seversiniz, merhametlisiniz.
 
4) SEKHMET (27 Kasım – 26 Aralık)
Savaş tanrıçasıdır ve kelime anlamı ‘güç’ tür. Seller, kıtlıklar, salgın hastalıklar gibi insanların mutsuzlukları onun yüzünden olur ama aynı zamanda iyileştirici güçleri vardır ve doktorlarla, büyücülerin koruyucusudur, genellikle aslan başlı kadın veya dişi aslan olarak resmedilir.
Karakter: Sert, tutkulu, hırslı ve gururlu bir karakteriniz var, bu yüzden her zaman dost kazanmazsınız, nadiren hata yaparsınız, başkaları sizi zor bir insan olarak görür, kontrollü birisinizdir, gururlu dış görünüşünüz altında hassas, dikkatli bir insan vardır, ihaneti asla affetmezsiniz, gözlem yeteneğiniz kuvvetlidir, sağlıklı kararlar verirsiniz bu özelliğinizle yasalarla ilgili meslekler size cazip gelir, baştan aşağı mükemmeliyetçi birisiniz, asla tatmin olmazsınız, biraz daha esnek olur, biraz daha yaratıcı olur ve kendinizi daha az eleştirirseniz, kendinizi bu kadar baskı altında hissetmekten kurtulursunuz, kendinizi biraz özgür bırakın ve derinlerdeki arzularınızın farkına varın.
Ünlü sporcuların, şampiyonların burcudur, kusuru sabırsız ve kavgacı oluşunuzdur.

5) SFENKS (27 Aralık -25 Ocak)
Her yaratığın şekline girebilen ve hazinelerin koruyucusudur, aslan vücutlu olarak resmedilirler, bu burçta doğanlar kendilerini her koşula uydurabilirler, hırçındırlar, çok disiplinlidirler ve son derece hassastırlar, bazen kibirli olurlar, meslek olarak kendi işlerinde çalışmayı severler.
Karakter:
Çok nazik, kibar birisiniz, her zaman çevrenizdeki kişileri dinliyorsunuz, karakterleri iyi tahlil ediyor, kolay adapte oluyor ve iyi tavsiyelerde bulunuyorsunuz, karşılık beklemeden veren bir kişiliğiniz var, çok hoşgörülüsünüz ve her zaman başkalarına yardım ediyorsunuz, bu yüzden insanlar bazen sizi suistimal ediyorlar, onlar samimi, içten oldukları müddetçe, sorun yok ama ihanete uğradığınızı hissederseniz, intikamınızı almaktan çekinmiyorsunuz, gazabınızdan korkuluyor, büyük çaba gereken işlere girişmekten kaçınmıyorsunuz, bu enerjiniz başkalarına cazip geliyor.
Tutkulu yapınızla sert kararlar alıyorsunuz, duygusal olarak ailenize büyük destek oluyorsunuz, çok iyi bir baba ve eşsiniz

6) SHU (26 Ocak -24 Şubat)
Güneş ışığı ve rüzgarın tanrısıdır, bu burçta doğanlar inanılmaz derece yaratıcı güce sahip insanlardır, yeteneklerini gösterebilirlerse başarıya ulaşmaları kaçınılmaz olur, prensip sahibi, mizah gücü yüksek insanlardır, kusurları tereddüt etmeleri ve bu yüzden büyük fırsatları kaçırmalarıdır, sosyal alanlarda çalışmayı severler, ayrıca ziraat, danışmanlık ve hayvanlara zulmü önlemek gibi konularda çalışmayı severler.
Karakter
Kendinizi hep öne atan, daima uyanık, başkalarına açık bir kişiliğiniz var, hayat dolu, enerjiksiniz, önyargılarınız yoktur, tutkulu içgüdülerinizin sizi yepyeni ve zengin tecrübeler yaşamanız için rehberlik eder, ihanete uğrasanız bile, nsanlığa sarsılmaz bir güveniniz vardır, çünkü çok olumlu düşünen ve iyimser bir insansınız. Sakin, kendine güvenli bir karakteriniz vardır ve cömertsiniz, bu yüzden insan kaynakları, konusunda meslek seçersiniz, aşık olunca bu derin bir aşk olur ve aşkınızı nasıl taze tutacağınızı bilir, sürprizler yaparsınız, kararlısınız, yıkılan köprüleri nasıl onaracağınızı iyi bilirsiniz, fakat bazen fazla idealist olursunuz ve yüksek standartlarınızı karşılayacak mükemmel kişiyi bulana dek beklersiniz.
Çok iyi aile babası veya anne olursunuz, çocuklarınız sizin göz bebeğinizdir.
 
7) İSİS (25 Şubat – 26 Mart)
Osiris’in karısı ve ana tanrıçadır, doğum yapan kadınları, yolcuları ve devleti korur. Başında iki boğa boynuzunun üzerinde duran bir güneş figürü taşıyan bir kadın olarak resmedilir,
Karakter
Maddi konularda çok başarılı insanlardır, ayrıca evlerine bağlıdırlar, dışarıda eğlenmektense, evde ailesi, çocuklarıyla vakit geçirmeyi tercih ederler, bu burçta doğanlar çocukken utangaç, içine kapanık olurlar ama daha sonra açılırlar, okumayı severler, kendilerini yetiştirme yeteneğine sahiptirler, üniversite bitirmeseler bile son derece kültürlü, bilgili insanlar olarak herkesi kendilerine hayran bırakırlar, doğaya meraklıdırlar, dağcılık, bisiklet, yürüyüş sevdikleri uğraşılardandır.

8) OSİRİS (27 Mart – 25 Nisan)
Mısır ın en büyük tanrılarından biridir, üretkenlik ve büyümeyi temsil eder, aynı zamanda öbür dünyanın tanrısıdır, ölülerin tanrısıdır, sonsuz hayatın sembolüdür.
Karakter
Çok meraklı bir kişiliğiniz vardır, sıradan biri değilsiniz, hayata bağlı ve kendine güvenlisiniz, hayatınızın her anını yoğun yaşarsınız, başarısız olmaktan korkmazsınız, hayatınızda hiçbir şey durağan değildir, daima yeni maceralara yelken açarsınız, ama tüm bu iyimserliğinize rağmen, bazen hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz, sözlüğünüzde ‘ilgisiz’ kelimesi bulunmaz, arkadaşlığınız sağlam olur, tutkulusunuz. Aile, akrabalık ilişkilerine çok önem verirsiniz, önemli günlerde mutlaka aile üyeleriyle bir araya gelmek istersiniz.
Çocuklarınızı disiplinli bir şekilde büyütürsünüz.

9) AMUN (26 Nisan- 25 Mayıs)
Mısır inanışlarına göre Amun dünyayı yaratan tanrıydı, bu burçta doğanlar güçlü, zinde ve önderlik etmeyi seven kişilerdir, iradeleri de güçlüdür, cesur ve kendilerine güvenlidirler,
Mükemmel lider olurlar, kusurları hoşgörüden yoksundurlar. Para konularındaki mesleklerde başarılı olurlar.
Karakter
Duygusal bir yapınız vardır bu yüzden bazen kendinize olan güveninizi kaybeder ve melankoli ile neşe arasında gidip gelmeye başlarsınız, hassas yapınızı hayal gücünüzün ,çok zengin olduğunu gösterir, başkaları sizi gizemli biri olarak görebilirler, sizi yatıştırmak için sabırlı olmaları gerekir, bazen kendinizi korumak amacıyla, kendinizi başkalarından izole eder, kendi kabuğunuza çekilirsiniz, sosyal konulara eğiliminiz vardır, adil, dürüst bir insansınız ve vicdanlısınız bu özellikleriniz sayesinde insanlar size hayranlık duyarlar korkularınıza rağmen aşk hayatınızın önemli bir parçasını teşkil eder ve aşkınız için dağları yerinden oynatabilirsiniz!
Eşinizde ileri görüşlülük, otoriterlik ve nezaket ararsınız.
 
10) HATHUR (26 Mayıs – 24 Haziran)
Dünya ve gökyüzü tanrıçasıdır. Duygusalsınız, aşk sizin için çok önemlidir, çekici ve romantik bir insansınız.
Karakter
Çok meraklı bir kişiliğiniz vardır, sıradan biri değilsiniz, hayata bağlı ve kendine güvenlisiniz, hayatınızın her anını yoğun yaşarsınız, başarısız olmaktan korkmazsınız, hayatınızda hiçbir şey durağan değildir, daima yeni maceralara yelken açarsınız, ama tüm bu iyimserliğinize rağmen, bazen hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz, sözlüğünüzde ‘ilgisiz’ kelimesi bulunmaz, arkadaşlığınız sağlam olur, tutkulusunuz. Bazen herkese güvenmenin kötü sonuçlarını görerek, üzülürsünüz, bazen insanlar sizin cömertliğinizi, fedakarlığınızı suistimal ederler, böyle durumlarda ihanete uğradığınızı hisseder ve asla unutmazsınız.
İyiliği unutmadığınız gibi, kötülüğü de unutmazsınız. Çocuklarınız için her fedakarlığı yaparsınız.

11) ANKA (25 Haziran – 24 Temmuz)
Sihirli anka kuşuyla resmedilir, risk almayı severler, kusurları inatçı ve hayalci olmalarıdır.
Karakter
Çok karizmatik bir insansınız, insanları çabuk ikna eder, kendinize bağlarsınız, çok sevilirsinizi ve her zaman çevrenizde sizinle birlikte vakit geçirmekten hoşlanan dostlarınız olur, cesur ve açık görüşlüsünüz, aldığınız kararlar çok doğru olur ve bu yüzden herkes size hayranlık duyar, insanlara cesaret verir, kendine güven duymalarını sağlarsınız, diktatör olmadan doğuştan lider birisiniz, çok uzak görüşlüsünüz, fakat ilişkilerinizde kendinizden fazla vermezsiniz, ama bir kere eşinizi seçtikten sonra çok cömert olursunuz ve güçlü bağlar kurarsınız. Çocuklarınızın derslerine yardım eder, onları mümkün olduğunca iyi yetiştirmeye çalışırsınız.
Aileye çok önem verirsiniz.

12) ANUBİS (25 Temmuz – 28 Ağustos)
Bu ölüm ve öteki dünyanın tanrısıdır, mumyalama törenlerinde rastlarız. Ölünün öbür dünyaya geçişini gözetler, ruhlarını yargılar ve onları korur ismi çakal anlamına gelir genellikle dik kulaklı bir çakal veya köpek biçiminde resmedilir
Karakter
Biraz çelişkiler içindesiniz, hem yalnızlığı seviyorsunuz, hem de başkaları olmadan yapamıyorsunuz, gizemli ve sırlarla dolusunuz, gölgeyi ışığa tercih ediyorsunuz, popüler olmaktansa, gizlenmeyi yeğliyorsunuz, olağanüstü hassassınız, ve çok sadık birisiniz hem kendinize hem de başkalarına karşı çok dürüstsünüz, idealist birisiniz ve bu yüzden hayatınızda büyük hayal kırıklıkları yaşayabilirsiniz ama bunlar uzun sürmeyecektir, ve sonunda mutlaka üstesinden geleceksiniz, ve çözümler bulup, kontrol altına almayı başaracaksınız, öğretmen, doktor, psikoloji, insan kaynakları konusuna çok yatkınsızın, çünkü bilinçaltı dünyasını derinden anlıyorsunuz.
Yapınız bazen duygusal anlamda zayıf hissetmenize, karar verememenize yol açabiliyor, eski yaraların tamir olması zordur ve siz ruh eşinizi bulmak size zor geliyor, bu yüzden eş seçerken çok dikkatlisiniz, eşinizde karşılıklı saygı ve güven bekliyorsunuz