Translate

ASTRONOMİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ASTRONOMİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22.10.2017

ÇEŞİTLİ KÜLTÜRLERDE ASTROLOJİ

Çeşitli Kültürlerde Astroloji

  Şimdiye kadar, astrolojiyi sadece Avrupa tarihi çerçevesinde inceledik. Ancak astroloji aynı zamanda diğer birçok kültürde de bulunuyor, tıpkı bütün büyük dinlerde bulunduğu gibi. Avrupa'da Çin Astrolojisi iyi tanınıyor. Kızılderili, Hint ve Kelt Astrolojisi de burada kendine göre bir izleyici kitlesi bulmaktadır.
  Astrolojinin bütün bu formlarının ortak pek çok noktası vardır; göksel cisimler ve dünyanın doğası tanrılarla, şeytanlarla ve ruhlarla doludur. Bir bedensiz varlığı barındıramayacak ya da büyülü güçlerin kendisinden yayılamayacağı bir nesne yoktur. Böylelikle, göksel cisimler güneşten ve aydan da öte; güçlü tanrıların barınaklarıdır.
  Aynı zamanda, dünyadaki her insan göksel cisimlerin hareketlerinin astronomik olarak gözlemlenmesine, özellikle de güneşin ve ayın karakteristik davranışlarına aşinadır. Ayrıca bu gözlemlere dayanarak, bu kişiler kendi takvimlerini ve zamanlarının bölüntülerini geliştirirler. Güneşin yörüngesi, dolunaylar arasındaki zaman zinciri ve aynı zamanda diğer gezegenlerin düzenli hareketleri veya örneğin Kuzey Yıldızı etrafındaki "Büyük Ayı" takım yıldızının dönüşü… Bütün bunların hiçbiri dünya halklarının gözünden kaçmamıştır. Tüm dünya halklarının insanları, bu bilgilerle hayatlarını düzenlemiş, günlük hayatlarının gidişatını, kutlamalarını bu ritimlere göre yönlendirmişlerdir. Tüm halklar içlerinde ruhlarla ve tanrılarla sürekli bir bağlantı ve alışveriş hissetmişler, dolayısıyla da göklerin tanrıları özellikle güçlü sayılmıştır.
  Burada, astrolojik sistemleri ayrı ayrı analiz etmek istemiyoruz. Bununla beraber tek bir şey söylenebilir; astrolojinin tüm çeşitli formları benzer bir ruhsal dünya görüşünü kabul etmektedir. Ayrıca eşzamanlı olarak insanlar gökyüzünü bilimsel olarak gözlemlemekte ve onları tüm kutlamaları ve olaylarıyla birlikte yılın süreçlerini de sınıflandırmaktadır. Astrolojinin tüm formları böylelikle aynı zamanda hem din, hem de bilim olmayı istemektedir, tıpkı Avrupa Astrolojisi'nin başlangıcında söylendiği gibi.
  Ayrıca dikkati çeken başka bir olay da, Çin Astrolojisi'nin Mezopotamya ve Mısır Astrolojisi ile aynı zamanda, yani İ.Ö. 2700'lerde ortaya çıkmış oluşudur. Çin Astrolojisi'nde de Zodyak "hayvanlarla" birlikte onikiye bölünmüştür. Öyleyse Çin ve Mezopotamya Astrolojileri arasında tarihi bir bağlantı olabilir mi? Kesin olarak bilmemekle beraber bir Mezopotamya etkisini göz ardı etmiyoruz da.
  Hint astrolojisinin Mezopotamya astrolojisinden etkilendiği ispat edilmiştir. Bu yalnızca onikiye bölünen zodyakla sınırlı bir etkilenme olmamış, aynı zamanda isimlendirmelerde de ortaya çıkmıştır. Bu durumun, Mezopotamya ile Hindistan arasındaki canlı ticaretin bir sonucu olarak ortaya çıktığı söylenebilir.   Bununla beraber, en şaşırtıcı olan da şu ki, Amerika İnkaları, oniki bölümlü zodyağı Kolomb kıtayı keşfetmeden uzun zaman önce bile biliyorlardı. Orta Amerika'daki Aztekler ve Mayalar da benzer şekilde Mısır Astrolojisi ile çok şaşırtıcı ölçüde benzerlikler taşıyan bir astroloji türü geliştirmişlerdir. [63]
  Peki Mısır Astrolojisi Atlantik Okyanusu'nun ötesinden bunu nasıl gerçekleştirmiş olabilir? Acaba Kızılderili Astrolojisi bu insanı hayrete düşüren benzerliğe tesadüfen mi sahip oldu? Olasılıkla araştırmacı
*Thor Heyerdahl (*Mısır'dan Atlantik Okyanusu'na papirüs bir botla seyahat ederek, Mısır'daki piramitleri inşa edenlerin Amerika'ya Kolomb'dan uzun süre önce geldiklerini ve orada "Hint Kültürü'nü oluşturduklarını ya da en azından bu kültürün etkilerini yaydıklarını ispatlamaya çalışmıştır) haklıydı.
  Hıristiyanlık'ta Astroloji
  Şimdi de Avrupa Astrolojisi'ne dönelim. Avrupa Astrolojisi, Hıristiyanlıkla ikibin yıl boyunca yakın bir ilişki içinde olmuştur. Peki, tüm dünyayı gök cisimleri de dahil olmak üzere yaratan tek bir Tanrı'nın varlığını kabul eden Hıristiyanlık, gök cisimlerini ve doğayı sihirli tanrılarla ve güçlerle dolu olarak gören astroloji ile birbirlerine karşı nasıl bir tavır içindedir?
  İncil astrolojiden bazı bölümlerinde dolaylı olarak bahseder, bununla beraber detaylı olarak açıklamaktan kaçınır. Bahsedildiği metinlerin çoğu Matta İncili'nde açıklanan "*Bethlehem Yıldızı" (*Hz. İsa doğarken Bethlehem kasabası üzerinde görüldüğü rivayet edilen parlak yıldız ya da gök cismi) ile ilgilidir. Buradaki hikaye, "Doğu'dan gelen üç Magi"den bahseder; bu kişiler özel bir yıldız görmüş, bunun üzerine gelmişlerdir. Magiler, bu yıldızı "Yahudilerin yeni kralı"nın doğumunu müjdeleyen bir işaret olarak yorumlamışlardır. Bu yeni doğacak kralı Kudüs'te aramış ve en sonunda da onu "Bebek İsa'da" bulmuşlardır. Eğer bu hikaye tarihi açıdan doğruysa Magiler olasılıkla Pers Bölgesi'nden gelen ve astrolojiyle ilgilenen rahiplerdi. Bütün bunlar İsa'nın yaşadığı dönemde Roma İmparatorluğu'nda iyi biliniyordu. Ama hikaye doğru olmasa bile, İncil'i Matta'ya göre yazanlar "Doğu'dan gelen Magileri" biliyorlardı ve İsa'nın doğuşunu yazarken bunu da eklemişlerdi.
  Hıristiyan teolog Tertullian (İ.S. 160-220) bu geleneksel hikayeden dolayı, astroloji ve majinin İsa'nın Bethlehem'de doğumuna kadar kabul gördüğünü savunmuştur. Bununla birlikte, artık Tanrı kendini İsa'nın kimliğinde göstermiş ve astrolojiye gerek kalmamıştır. Burada üç Magi'nin bebek İsa'ya sadakat yemini etmeleri nedeniyle Tertullian'a göre artık göksel cisimlerin tanrılarına danışmaya veya tapınmaya gerek yoktur. [64]
  Astrolojiye, Hıristiyanlığın başlangıcında genel olarak çokça karşı çıkılmıştır. İlk Hıristiyanlar'dan çok sayıda kişi astrolojiyi reddetmiştir. Justinus gibi pek çokları (İ.S. 100-165) örneğin göksel cisimlerde yabancı tanrıları veya Tanrı'dan düşen melekleri görmüştür. [65] Diğerleri ise son derece güvenilmez buldukları horoskop yorumunu  eleştirmişlerdir. Bununla beraber, astroloji çoğunlukla reddedilmiştir çünkü Hıristiyan olmayan, putperest dinlerle uygulamaları arasında sayılan astrolojiye artık Hıristiyanlığın ihtiyacı yoktu.
  Bütün bunların yanında, astrolojiye karşı tamamen pozitif bir tutum da mevcuttu. Bu pozitif tutum horoskop yorumundan çok astrolojinin sembolizm ve imajlar dünyasından kaynaklanıyordu. Pek çok astrolojik sembol Yahudiliğin bazı akımlarında zaten yaygındı ve bunlar oldukça doğal bir biçimde de Hıristiyanlığa da akmıştır. Astrolojik sembollerin en çok sayıda olanı Yuhanna İncili'nde görülmektedir. Dolayısıyla, astrolojik açıdan önemli olan dört, yedi ve oniki sayıları ortalardaki bölümlerde bulunmaktadır. İlk bölümde, yedi yıldız yedi melek olarak sembolize edilmektedir. (1:20) Yıldızların bu yedili grubu, kadim dünyada bilinen yedi gezegeni ima etmektedir: Güneş, ay, Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn.
  12. bölümde gökyüzünde beliren, güneşin örttüğü, ayakların önünde ay ve başında oniki yıldızdan tacı olan bir kadından bahsedilmektedir. Bu görüntü, detayları ile Mezopotamya'nın İştar'ını anımsatmaktadır, zira İştar da Venüs Gezegeni ve Mısırlı İsis ile bağlantılı olup aynı zamanda da ay ile ilişkilidir. Hermann Gunkel ve Hugo Gressmann, Göttingen'deki "
dini tarih okulu" nun (Religionsgeschichtliche Schule) iki temsilcisi olarak Yeni Ahit'teki, özellikle de Yuhanna'nın bölümündeki Mezopotamya Astrolojisi'nin etkisi üzerine çalışmışlardır.
[66]
  Bize aktarılan bir diğer bilgi de şu ki; kiliselerin ilk zamanlarından beri, aynı zamanda orta çağlarda ve modern dönemin başlangıcında, İsa'nın oniki havarisi zodyağın oniki burcu ile tanımlanırdı. [67] Bunun izlerini hala Leonardo da Vinci'nin "Son Akşam Yemeği" tablosunda görebilmekteyiz, bu resim 1495 ile 1498 yılları arasında yapılmıştır. Tabloda, oniki havarinin her biri zodyağın oniki burcuna ait karakteristik işaretlerle ve hareketlerle temsil edilmiştir. [68]
  Orta çağda, teolojideki Aristotelesçi etkinin de sonucu olarak, astroloji bir bilim kabul ediliyordu. Hildegard von Bingen (ölümü:1179), Meister Eckhard (1260-1327) veya Fransiscan Roger Bacon (1214-1294) gibi Hıristiyan teologlar, öğretilerine astrolojiyi de katmışlardır. Thomas Aquinas (1225-1274) Hıristiyanlık ve astroloji ilişkisini en net açıklayabilen kişi olmuştur. Ona göre, göksel cisimler insanların fiziksel koşullarını ve duyularıyla ilgili eğilimlerini etkiliyordu. Fiziksel tutkular veya meslek konusundaki eğilimler; her dünyasal bağ, göksel cisimler tarafından belirleniyordu. Bununla beraber, her kişi aynı zamanda göksel cisimlerin etkilerinden kendini soyutlama olasılığına da sahiptir. Hislerine ne kadar hakim olabilirse, mantığını ne kadar kullanabilir ve kendini Tanrı'ya ne kadar adayabilirse, tutkularına ve bunlarla birlikte yıldızların etkilerine de o kadar hakim olabilir demektir. Thomas insanlığın büyük çoğunluğunun bunu yapamayacağını düşünüyordu. Savaş gibi olaylar, Thomas'ın bu düşüncesinin yeterli bir kanıtıydı. [69]
  Kilisenin astroloji ile ilgili temel bir tutumu şöyle sonuçlandı; astrologlar bireyler için "hukuki" (hüküm verici) astroloji uygulaması da yaptıkları sürece bu izin verilmeyen ve dinsizlikle suçlanma nedeni sayılan bir durum oluşturmaya başladı. Burada göksel cisimlerin güçleri, Hıristiyan Yaratıcı Tanrısı ile ve kişinin bu Tanrı'nın lehindeki özgür kararı ile net olarak ters düşmekteydi. Ama "doğal astroloji" (astrologia naturalis), tıp alanında bilgi verdiği veya uygulama yaptığı sürece izin verilmekteydi.
  Onbeşinci ve onaltıncı yüzyıllarda Rönesans bir kez daha astrolojinin popülerleşmesinde patlamaya neden oldu. Bunun nedeni, özellikle de kadim dünyada giderek artan bilim ve sanata olan ilgiydi. Papa X. Leo, astrolojiye o kadar çok değer veriyordu ki 1520'de papalığa ait üniversitede astroloji alanında profesörlük kürsüsü kurmuştur. Protestan teologlar da, örneğin Philipp Melanchton (1496-1565), büyük bir şevkle astroloji uygulamaları yapmıştır. Ama hem Roma Katolik, hem de Protestan taraflarının bütün bu büyük sempatilerine karşın eleştiriler de mevcuttu ve bu eleştirellik erken Hıristiyan döneminden pek de farklı değildi. Hepsinden daha da çarpıcı olanı, Martin Luther (1483-1546) göksel cisimlere inanılmasında bir tehlike görmüştü. Luther, İsa Mesih'te [70] insan formuna bürünen tek Tanrı'nın yanında başka herhangi bir gücü kabul etmek istemiyordu. İlave olarak, tatminkar olmaktan uzak bazı astrolojik tahminler vardı ve bunun sonucu olarak da Luther astroloji hakkında bazı alaylı ifadeler kullanmıştır.
  Ama Luther yine de çok fazla emin değildi bu düşüncesinden. 1527 yılında, astrolog Johann Lichtenberger'e [71] ait olan ve çok detaylı olduğu kadar dini-politika açısından da önem arzeden bir tahmin için detaylı bir yorum yazmıştır. Bu yorumda, göksel cisimlerin hiçbir şeyi etkileyemediğini ama olayları önceden haber verebildiklerini ifade etmiştir.
  Luther'in horoskopu Protestan ve Roma Katolik astrologları arasında ateşli bir tartışma yaratmıştır ve bu da her iki önemli bildiride astrolojinin büyük etkisini göstermektedir. Bunun nedeni Luther'in belirsiz olan doğum tarihiydi.
[72

Dr. Gustav-Adolf SchoenerÇeviren: Işık UÇKUN


12.09.2017

DENİZLERİN ÜZERİNDE - MEVLANA

DENİZLERİN ÜZERİNDE
 
Pek acayip bir şey bu:
Güz mevsiminde olduğumuz halde birden bire Güneş Koç Burcuna girdi baktım.
Baktım birden bire ilkbahar oldu.
Birden bire kaynadı kanım.
Nerdeyse hani bulanıp kanıma bir deve gibi köpürecek,
Bir deve gibi oynamaya başlayacağım.

Bir uzaklaşıp bir yakınlaşması kan dalgalarının.
Kendisinden geçmiş insanla dolu bir ova.
Ölümsüz gözle görülmez bir içki alemi.

Baktım birden bire canlandı ölü.
İhtiyarlar baktım genç oluverdi.
Baktım bakırlar kesildi som altın.
Daha iyisi geldi yerine, daha güzeli geldi baktım, şehrimizden ayrılanın.

İçki, eğlence, tad sarmış şehrimizi.
Elinde bir kadeh var her sarhoşun.
Kimi doymuş, rahat, kendinde, içkiye doğru koşmakta kimi.
Gürül gürül süt ırmağı bir yanda, bir yanda gürül gürül bal nehri.

Pek acayip bir şey bu:
Bir şehirde padişah bir tane olurdu.
Gökyüzünde Ay bir tane.
Bu şehir padişahlarla dolu, gökyüzü Aylarla, Zuhal* lerle.

Sen hadi koş var git hekimlere, orda işiniz yok de sizin.
Orda ne dermansızlık, ne dert var, de.
Orda ne kadı, ne vali.
Ne bey, ne beyin vergicisi.

Davalar, düşmanlıklar, kavgalar zaten denizlerin üzerinde hiçbir zaman yürüyemedi.
 
* ZUHAL: SATURN
Mevlana Celaleddin Rumi

7.09.2017

AÇI YAPAN GEZEGENLER

Açı Yapan Gezegenler

GÜNEŞ
Güneş'in diğer gezegenlerle oluşturduğu açılar olumlu ve olumsuz oluşuna göre;bilinçliği,kişiliği,irade gücünü,etkin yaşantıyı ve dış görünüşü etkiler.Doğum haritasındaki diğer gezegenlerin durumu ne olursa olsun,zayıf bir güneşi olan kişi tüm yaşamı boyunca fazla ilerleyemez.Güneş'in etkisini zayıflatan bakış açıları kişinin enerjisini kısıtlar,eline geçen fırsatları kullanma cesaretini yok eder.

AY
Ay'ın diğer gezegenlerle oluşturduğu açılar bilinçaltında otomatik tepkilerle,kişinin geçmişteki davranış biçimlerini etkiler.Ay,dişi ve edilgen karakter taşıdığından,çevre etkisine karşı davranış biçimi ile,çocukluktan kalma davranış alışkanlıklarını gösterir.Bir kadının doğum haritasında ise Ay,temel dişiliği,annelik yeteneğini ve sağlığını etkiler.Ayrıca annesinin o kişiyi nasıl etkilediği de Ay'ın durumuna bağlıdır.

MERKÜR
Merkür,nötr bir gezegen olarak bilinir.Zihinsel yetenekleri,sinir sistemini,konuş ve haberleşmeyi,belleği etkiler.Doğum haritasında Merküri'si güçlü olan kişiler yaşamlarında çok yükselirler.Bu gezegen zeka ile diğer yetenekleri birleştiren en önemli öğedir.

VENÜS
Venüs'ün diğer gezegenlerle oluşturduğu açılar arkadaşlığı,kişisel duygusal ilişkileri,artistik yaratıcı yetenekleri ve iş ilişkilerini etkiler.Başkaları ile olan ilişkilerde zorluk ya da kolaylıkların hangi yönlerde olduğunu ; sosyal,duygusal ve cinsel eğilimlerin hangi alanlara yöneldiğini gösterir.Bir kadının doğum haritasında Venüs güzellik,varlık ve insanları çekme yeteneği ile,sevgi ve sahip olmak istediği şeyleri gösterir.Bir erkeğin doğum haritasında ise Venüs,o erkeğin elde etmek istediği kadının tipini belirler.

MARS
Mars ,enerjik ve güçlü etkileri olan bir gezegen olup,diğer gezegenlerle oluşturduğu bakış açıları,kişinin dinamik eylemlerle kendini ortaya koyuş yeteneğini,eylemlerinin yapıcı ya da yıkıcı oluşunu,yaşamının eylemle etkilenen diğer alanlarını gösterir.Mars sert bakış açıları yapıyorsa,o kişi kaba ve dik davranışlarıyla çevresini hiçe sayar.Böyle bir Mars bozuk yaratılış,öfke,taşkınlık ve yabanlığa neden olur.Mars'ın Merküri,Jüpiter ve Satürn'le oluşturduğu bakış açıları olumlu ise çok yardımcı olur.Merküri zihinsel kavrayış,Satürn disiplin,Jüpiter ise başkalarını düşünme eylemi sağlar.Bir kadının doğum haritasında Mars,o kadının elde etmek istediği erkek tipini belirler.Erkeğin doğum haritasındaki Mars ise,o erkeğin kadınları elde etmek için erkekliğini nasıl kullandığını gösterir.

JÜPİTER
Jüpiter'in diğer gezegenlerle oluşturduğu açılar kişisel gerçekçiliği,iş bilgisini,paylaşılan sosyal,felsefi ve dinsel eğilimleri belirler.Kişinin ahlak ve felsefesinin davranışlarına olan etki alanını belirler.Genel gelişimin nasıl olacağı,hangi yönde kullanılacağı da Jüpiter'e bağlıdır.Jüpiter sert bakış açıları yapıyorsa,o kişi alışılmış sosyal davranışlarla kurallara uymakta zorluk çeker.Açıyı oluşturan gezegenlerin nitelikleri ise o kişinin bağlı olduğu sosyal topluluk için neler yapabileceğini belirler.

SATÜRN
Satürn'ün diğer gezegenlerle oluşturduğu açılar,kişisel disiplinin ortaya konuş biçimini,yaşamını nerede ve nasıl kuracağını gösterir.Zayıf bir Satürn,kişinin gelişmesine engel olur.Satürn'le bakış açısı yapan,diğer gezegenler ise,kişinin nerede ve ne tür doyumlara yöneldiğini,geçmişteki geçmişteki yanlışlarını nasıl düzelteceğini,deneylerle kişiliğini nasıl geliştireceğini gösterir. Satürn sert etkiler alıyorsa kişiyi bencil,katı davranışlı yapar.Olağan yaşam ilişkilerini,sosyal yaklaşımlarını kısıtlayarak şanssızlık ve kişisel beklemelere yol açar.Satürn'ü doğum haritasında güçlü olan kişiler tutkulu olup,Satürn'ün bulunduğu burç ve evin simgelediği konularda önemli,kalıcı değerleri olan işler yapmak isterler.

URANÜS
Uranüs'ün diğer gezegenlerle oluşturduğu açılar,kişinin olağan davranış modellerinden ayrıcalıklar ile yeni keşiflere yol açan bilimsel yeteneklerini gösterir.Uranüs'ün yapacağı dramatik değişikliklerin olumlu ya da olumsuz oluşu,oluşturduğu bakış açısına bağlıdır. Kötü etkili bir Uranüs kişiyi anlaşılmaz,kararsız ve güvenilmez yapar.Uranüs'ün simgelediği gerçek özgürlüğe ancak Satürn'ün dersi olan kendini disipline etme öğrenildikten sonra ulaşılabilir ; çünkü dayanamayan özgürlük kısa ömürlü ve yıkıcıdır.Güçlü bir Uranüs doğa üstü yetenekler verir.

NEPTÜN
Neptün'ün diğer gezegenlerle oluşturduğu bakış açıları kişinin yaşamına ruhsal etkilerin girdiği alanları belirler.Olumlu etkiler sanat,müzik,sinema,sahne ve fotograf alanlarında ortaya çıkan duygusal güçler verir.Yüksek düzeyde ruhsal gelişmeye yol açar.Bu kişiler geleceği görebilir,telepatik etkiler gönderip,zihinsel hayaller alabilirler.Neptün kötü etkiler almışsa kendi kendini kandırmaya ve gerçekçi olmayan tutkulara neden olur.

PLUTO
Pluto'nun diğer gezegenlerle oluşturduğu bakış açıları,kişinin kendini ortaya koyuş biçimini,nasıl yenilendiğini,temel irade ve enerji ilkelerini gösterir.Pluto,doğanın fizik üstü güçleriyle iradeyi de etkiler.Kişinin kontrolü dışında,kişisel olmayan güçlerini,kişinin yaşamını nasıl değiştireceğini gösterir.

GEZEGENLERİN GENEL AÇI YORUMLARI

Gezegenlerin Genel Açı Yorumları

Güneşin Açıları
Kavuşum : Güneş'in diğer gezegenlerle birleşmesi,birleşen gezegenin kişilikte önemli bir etki yarattığını açıklar.Bu birleşmeler kişinin yaratıcılığını,karar alabilme yeteneğini yönlendirir.
Altmış : Altmışlık açı,kişiye diğer gezegenle ilgili konularda kendini ifade edebilme gücü vererek zihinsel gelişimini destekleyecektir.
Kare : Bu açı,kişinin gücünü başkaları üzerinde zorla kullanma isteğini göstererek çatışma ve anlaşmazlık yaratacaktır.
Üçgen : Yaratıcı güç rahatlıkla ortaya konabilecek ve gezegenle ilgili konularda liderlik isteği görülecektir.
Karşıt : Bu açı anlaşmazlığı,egoizmi ve başkalarına baskın çıkma eğilimini güçlendirir.

Ayın Açıları
Kavuşum : Ay'la kavuşum durumundaki gezegen aile yaşamını,duyguları ve alışkanlıkları biçimlendirebilir.Ayrıca Ay,kişinin genel olarak kadınlarla olan ilişkisini de belirtir.
Altmış : Ay'ın yaptığı bu açılar arkadaşlıkta olumlu duygusal iletişim sağlar.
Kare : Duygusal ifadede sınırlama ve yetersizlik hissi,anne veya kadınlarla anlaşmazlık.
Üçgen : Gelişmiş hayal gücü,kişi duygularını rahatça aktarabilir.
Karşıt : Kişi problemlerini karşısındakine,sanki kendisinin değilmişçesine yansıtabilir.

Merkür'ün Açıları
Kavuşum : Merkür'le kavuşum yapan gezegenler,zihnin yönünü etkileyerek anlayış gücünü ve iletişim yeteneklerini belirler.
Altmış : Canlı iletişimi anlatır.
Kare : Eğitimde ve iletişimde sınırlamalar.
Üçgen : Yaratıcı ve ilham alınabilen bir zihin.
Karşıt : İlişkilerde fikir ayrılıkları,tartışmalar,subjektivizm.

Venüs'ün Açıları
Kavuşum : Kişisel düzeyde uyum ve estetik duygusu verecektir.
Altmış : Sosyal iletişim güçlüdür.
Kare : İlişkilerde uyumsuzluk ve aşırıya kaçma.
Üçgen : Popülerlik ve ilişkilerden kazanç sağlama.
Karşıt : Aşırı hassaslık ve duygusal ihtiyaçların fazlaca vurgulanması,alınganlık.

Mars'ın Açıları
Kavuşum : Kişinin enerjik yapısını ve enerjilerini nerelere yoğunlaştırdığını gösterir.
Altmış : Organizasyon yeteneği.
Kare : Eyleme geçerken engellenme duygusu.
Üçgen : Heves ve yaratıcılık,iyi organizatör.
Karşıt : Aceleci ve ters tutum,rekabetçilik ve kolay öfkelenme.

Jüpiter'in Açıları
Kavuşum : Kişiye güven hissi ve iyimserlik verebilir.
Altmış : Zihinsel gelişim.
Kare : Aşırılık,sınırlamaları ve gerçek hayatın gerekliliklerini görememe ve abartı,heves.
Üçgen : Şans ve kolay ilerleme.Filozofik eğilimler.
Karşıt : Her şeyi kendi lehine görme eğilimi, hayal kırıklığı, ilişkilerde abartı, fırsatçılık.

Satürn'ün Açıları
Kavuşum : Sınırlama ve sorumluluk getirecektir.Ciddiyet ve muhafazarlık eğilimi.
Altmış : İyi organizasyon ve yapıcı bir zihin,güvenilirlik.
Kare : Engellenme en yüksek noktasındadır.Zafer ya da büyük yenilgi.
Üçgen : Bütünlük hissi ve sorumluluk duygusu,güvenilirlik.Yöneticilik yeteneği gelişmiştir.
Karşıt : İlişkilerde sınırlama ve olumsuz tutumlar.Aşırı ciddiyet,yalnızlık getirebilir.

Uranüs'ün Açıları
Kavuşum : Orijinalite.Bağımsızlık duygusu güçlenirken insancıllık ve arkadaşça tutumlar.Reformcu ve başkaldıran.
Altmış : Bilimsel yaklaşım,sezgiler güçlü.
Kare : Aceleci ve inatçı.Çabuk fikir değiştirme,kaos.
Üçgen : Ani ve beklenmedik şans.Okült konulara eğilim ve yetenek,bağımsızlık duygusu.
Karşıt : Karşılıklı ilişkilerde mantıksız ve ani,beklenmedik tutumlar;garip ve anlaşılmaz.

Neptün'ün Açıları
Kavuşum : Neptün'ün kavuşum açıları sezgileri güçlendirir. Psişik yetenekler .
Altmış : İdealistik amaçlar. Kare : Karmaşa,kendini feda etme eğilimleri.Sorumluluklardan kaçış,uyuşturucu kullanımı.
Üçgen : Medyum,mistik.İdealist ve verici.
Karşıt : Gerçeklerden uzaklaşma,ilişkilerde aldatma ve güvensizlik.

Pluto'nun Açıları
Kavuşum : Güç sahibi olma ve şartları zorlama isteği.
Altmış : Grupları kendi etrafında toplama yeteneği.Derine inerek olayların arkasındaki güçleri görme.
Kare : Güçlü olma kompleksi.
Üçgen : Gücü yerinde kullanabilme ve etkileyebilme yeteneği.Konsantrasyon ve varolan şartları değiştirerek eskileri bir kenara atma gücü.Ruhsal liderlik.
Karşıt : Güç kavgaları.

ASTROLOJİDE AÇILAR

                    Astrolojide Açılar

Gezegenler arası ilişkiyi anlamak için, öncelikle biribirlerine göre bakış açılarını ele almak gerekir. Çünkü etki, gezegenlerin dizilmeleri esnasında, aralarında belli bir açı varsa meydana gelir. Açılar kişiliğimizi ve kalıbımızı oluşturan kuvvetlerin birbirleriyle olan ilişkileridir.Bunun doğum haritasındaki yansıması da, kişide ortaya çıkan özelliklerin ne zaman tam ve pozitif olduğu, ruhsal olumsuzlukların hangi alanlarda oluştuğu şeklindedir. Gezegenler belli açıların etkisi altındadır. Belli açılar (0, 90, 120...vb) oluştuğunda, bu derecelerden biraz azı biraz fazlası etki alanına girer. Uranus, Saturn, Jüpiter, Mars, Venüs ve Merkür herhangi bir bakış açısına yaklaştığında, 6 derecelik, uzaklaştığında 8 derecelik bir etki sahası vardır. Örneğin Venüs, Jüpiter'e 90 derece açı ile yaklaşırken 6 dereceden başlayıp 8 derece geçene kadar açının etkisi sürecektir. Güneş ve Ay 'ın etki alanları daha fazladır. Güneş'in etki alanı yaklaşırken 12 derece, uzaklaşırken 17 derece, Ay için ise yaklaşırken 8 derece, uzaklaşırken 12 derece alınır. Bahsettiğimiz bu sayılar sadece 0, 90, 120, 180, gibi ana açılara ait değerlerdir. Bunun yanısıra 60 derece için 5-6 derecelik yaklaşma-uzaklaşma değerleri alınır. 30, 75, 135, 150 gibi ikinci derecede önemli açılar için yaklaşma değeri 2 derece, uzaklaşma değeri 3 derece olarak alınır. Güneş ve Ay için bu açılara 1 derece eklenir.

Güçlü Açılar


Kavuşum 0: Olumlu ya da olumsuz bir etkisi vardır diye söylenemez. Gezegenin bulunduğu ev ve burca göre etkisi değişir. Bu açı genelde nötr yorumlanır. Yani aldığı gezegenlerin karakteristik özelliklerine göre olumlu veya olumsuz olarak değerlendirilir. İki planetin aynı noktada birleşmesidir. Bir kaç derece önce veya sonra olabilirler. Birleşen, kavuşan planetlerin etkileri güçlenir. Bu etkinin uyumlu ve gerilimli olması planetlerin etkileri güçlenir. Bu etkinin uyumlu veya gerilimli olması planetlerin niteliklerine göre değişir. Genel olarak Mars, Satürn,Uranüs,Neptün ve Pluto insanları zorlayan planetler olarak, Venüs, Jüpiter ise uyumlu, fırsatlar getiren planetler olarak tanımlanırlar. Ayrıca kavuşumun içinde yer aldığı burç da önemlidir. O burçta kendini rahat hisseden planetin etkisi daha güçlüdür. Kavuşum durumundaki planetlerin enerjileri birleştiği için bunların niteliklerini ayrı ayrı algılayabilmek güçleşir. Örneğin eğer güneş Merkür ile kavuşum açısı yapıyorsa o kişi rasyonel aklı çok önemseyecek, kişiliğini düşünceleri üzerine kurmaya çalışacaktır. Oysa Güneş'i Merkür ile kavuşumda olmayan kişi düşüncelerinin kişiliğinin yalnızca bir bölümü olduğunun, duygularını da beslemesi gerektiğinin farkındadır. Kavuşum, içindeki gezegenlerin enerjisini pekiştirir. Kavuşumun yer aldığı eve güç gelir. Bu açı daha çok olumlu olarak değerlendirmeye alınır. Bazı küçük başarıları, fakat geçici olan başarıları gösterir. Bunun yanında kişi üstündeki etkisi ise uyumluluk yönünde gösterilen çabayı anlatmaktadır. Gezegenler arasındaki enerji dolaşımını temsil eder. Rahatlama, gerilimin düşmesi, istikrar anlamına gelir.

Kare 90: Gezegenin bulunduğu konuma göre kişiye gerilim yükler ya da güçlü bir karakter verir. Sert etkili ve olumsuz bir açıdır. Bu açının kişi üstündeki etkisi ile psikolojik yönden zorlanmaları ve aşılması gereken sorunları anlatmaktadır. Bunun yanında yaşamda geçilmesi gereken engelleri de göstermektedir. Bu açı olayların birden ve ani ortaya çıktıklarını da anlatmaktadır. Genelde sert ve zorlayıcı bir açıdır. Gerilimli açıdır. İki planet arasında 90 derece fark vardır. Farklı hedefleri olan iki gücün çatışmasıdır. Stres ve sürtüşme yaratır. Bunlara sabırla, konsantre bir şekilde mücadele etmek insanı ruhsal olgunluğa, mutluluğa ve başarıya ulaştırabilir. Kare açıda planetlerin enerjileri abartılarak kullanılmaktadır. Bu davranış boomerang gibi bize geri döner. Diyelim ki Venüs ( sevgi, uyum ) Pluto ( manipülasyon, yıkım ) ile kare açı yapmaktadır. Bu bizim sevgi, beraberlik konularında kendimizi güvensiz, yaralanmaya açık hissedebileceğimizi, acı çekmemek, terk edilmemek için manipülasyona başvurabileceğimizi göstermektedir. Bu durumda sevgi veya otorite, güç kullanma yoluyla bir kontrol mekanizması kurarak kendimizi güvende hissedebiliriz. Ancak bu mekanizma eşimizin bizden soğumasına ve bizi terk etmesine neden olur. Zaman içinde manipülasyonun işimize yaramadığını öğrenip Pluto'nun yaratıcı yönünü ön plana çıkarabiliriz ve bu bizim çok güzel bir beraberlik oluşturabilmemizi sağlar. Sert etkili ve olumsuz bir açıdır. Bu açının kişi üstündeki etkisi ile psikolojik yönden zorlanmaları ve aşılması gereken sorunları anlatmaktadır. Bunun yanında yaşamda geçilmesi gereken engelleri de göstermektedir. Bu açı olayların birden ve ani ortaya çıktıklarını da anlatmaktadır. Genelde sert ve zorlayıcı bir açıdır. Uyuşmazlık, bu açıyı en iyi tanımlayan şeydir. Ama bu açı, bizi harekete geçirir. Bizi, gelişmeye ve değişmeye zorlar.

Üçgen 120: Kişinin güçlü bir karakter yapısı kazanmasına katkısı vardır. Bu nedenle hayatını yüzeysel yaşayan kişileri zor durumda bırakabilir. İyi ve olumlu etkili bir açıdır. Bu açı kişinin uyumluluğunu ve kolaylıkla yapabileceklerini göstermektedir. En uyumlu açıdır. 120 derece fark vardır. Planetlerin enerjileri kolaylıkla birleşir. Farklı hedefleri olan enerjiler olabilirler ancak birbirlerine pürüz çıkartmadan uyumlu bir şekilde kaynaşırlar. Bu planetlerin doğum haritamızda temsil ettikleri şeyleri kolaylıkla elde edebiliriz. Gerilimli açıları olan insanlar gibi mücadele etmemiz gerekmez. Ancak bir çaba harcamadan kolaylıkların gelmesi insanı tembelliğe itebilir. Mücadele gücü yaratmaz, fırsatlar kaçabilir. Garantiye almadan faydalanılması gerekir. Örneğin sevgi konusunda gerilimli açıları olan insanlar karşılarına çıkan kişiler kanalıyla çeşitli sorunlar yaşayarak kendilerini gözden geçirebilirler. Gerekli değişiklikleri yaptıktan sonra mutlu, doyumlu beraberlikler kurabilirler. Ancak sevgi konusunda uyumlu açıları çok olan bir insan kolaylıkla ilişkilere girebilir, ilk anda her şey mükemmel görünebilir. Her şeyin yolunda gideceği duygusu ilişkisini garantiye almasına neden olabilir. Yıllar içinde karşılaştığı sorunları çözme konusunda tembellik edebilir. Böylece yaşamın ileriki yıllarında mutsuz ve doyumsuz olma olasılığı artar. İyi ve olumlu etkili bir açıdır. Bu açı kişinin uyumluluğunu ve kolaylıkla yapabileceklerini göstermektedir. Rahatlama, içsel uyum.Çoğu kez üçgenler, özel bir çaba sarf etmeksizin önümüzde yeni fırsatlar belireceğinin göstergesidir.

Karşıtlık 180: Haritada kutuplaşmayı göstererek güçlü bir tamamlayıcı bağ oluşturmasını sağlar. Çok sert etkili bir açıdır. Kişinin yaşadığı uyumsuzlukları ve karşı çıktığı olayları anlatır. Bunun yanında kişi karakterindeki zayıflıkların ve çelişkilerin habercisidir. Gerilimli açıdır. 180 derece fark vardır. Stres ve direnç yaratır. Kareye göre baş edilmesi daha kolay olabilir. Karşıtlar birbirini tamamlayabilir. Karşıt açı içimizde aynı anda birbirine karşıt olan iki şey birden istememizdir. Astrolog Sue Tompkins bunu önde ve arkada iki kapısı olan bir evde kapı zillerinin aynı anda çalmasına benzetmektedir. Kapıları aynı anda açabilmemiz mümkün değildir. Önce birini açıp sonra öbürünü açmamız gerekir. Eğer birini açmazsak kapıdaki insanla karşılaşma fırsatını kaçırırız. Eğer arka kapı ön kapıdaki dostumuzun karşıtı olarak bir düşmanımız varsa bizim arka kapıyı açmamamız o düşmanın çekip gitmesini sağlamaz, aksine onu eve ne şekilde olursa olsun girme konusunda daha kararlı yapabilir. Bizim yaşamda bazı tersliklerle karşılaşıp, kendimizi gözden geçirip, bilinçlenene kadar yaptığımız da arka kapının zilini cevaplamamaktır. O düşman ancak camları kırıp içeri atladığı zaman kapıyı açmamakla ondan kurtulamadığımızın farkına varırız. Diyelim ki Venüs ( sevgi ) Uranüs ( bağımsızlık ) ile karşıt açı yapıyorsa, içinde kendinizi özgür hissettiğiniz bir ilişki kurmaya çalışmalısınız. Eğer sadece Venüs'e ağırlık verirseniz Uranüs bir gün camdan içeri atlar, ilişkinizi koparır. Eğer sadece Uranüs'e ağırlık verirseniz zamanla kendinizi sevgisiz, mutsuz hissedersiniz.

Çok sert etkili bir açıdır. Kişinin yaşadığı uyumsuzlukları ve karşı çıktığı olayları anlatır. Bunun yanında kişi karakterindeki zayıflıkların ve çelişkilerin habercisidir. Çatışma sonucu değişim. Bu açıda, ikizler /yay ya da terazi/ akrep gibi kutuplaşmalar söz konusudur

İkinci Derece Önemli Açılar

60 Derece: Uyumlu ve güzel bir etkisi vardır. Ancak etkisi azdır. Bu açı daha çok olumlu olarak değerlendirmeye alınır. Bazı küçük başarıları, fakat geçici olan başarıları gösterir. Bunun yanında kişi üstündeki etkisi ise uyumluluk yönünde gösterilen çabayı anlatmaktadır. Uyumlu bir açıdır. İki planet arasında 60 derece fark vardır. Planetlerin enerjilerinin uyumlu çalışmasını sağlar. Ancak sadece olanak yaratır. Bu olanağa kavuşmak için çalışmak lazımdır. Kendi kendine bir şeye neden olmaz.

135 Derece : Zorlayıcı yönde bir etkisi vardır. Eğer iki önemli gezegen arsında oluşmuşsa dikkate almak gerekir.

150 Derece : Nasıl bir sonucu olduğu belli olmayan bir açıdır. Etkisi orta derecede olabilir. Bazen dikkat etmek gerekebilir

Zayıf Açılar

30 - 45 Derece: Eğer önemli gezegenler arasında oluşuyorsa gerilim yapabilen zayıf açılardır.
Kavuşum: 0 Derece - Kırmızı veya Yeşil Renkli - Anahtar Anlamı;Planet ve burçtaki kalitelerinin öne çıkması

Yarı-Üçgen: 60 Derece - Yeşil Renkli - Anahtar Anlamı; Fırsat Kare: 90 Derece - Kırmızı Renkli - Anahtar Anlamı; Aşırılık, engel, şanssızlık

Üçgen: 120 Derece - Yeşil Renkli - Anahtar Anlamı;Planet enerjilerinin normal akışı, kolaylık, şans Karşıt: 180 Derece - Kırmızı Renkli - Anahtar Anlamı; Zıtlık, ayrılık şanssızlık


Önemli Açı Toplulukları

BÜYÜK KARE: Dört gezegen arasında meydana gelir. Gezegenler arasında kare açı ve iki zıt açı vardır. Açılar öncü, sabit veya değişken burçlar arasındadır. Büyük kare zorlukları ve aynı zamanda kişideki yetenekleri temsil eder. Gezegenler arası çekişmeler, enerjinin bir noktaya odaklanmasına izin vermez ve çok yüksek bir tansiyon yaratır. Yaşanan zor ve tecrübeler, alınan dersler neticede güçlü, iradeli, sağlam bir kişilik oluşturur.

ÖNCÜ burçlar arasındaki kare açı; son derece faal, kişisel hedefleri için eyleme geçebilen kişilik verir. Enerjinin farklı alanlarda kullanılmasını sağlar.

SABİT burçlar arasındaki kare açı; yavaş yavaş fakat çok yüksek bir iç potansiyel oluşturur. İstek, arzu ve ihtiyaçların bastırılması beklenmedik zamanlarda patlamalara sebep olur. İnat, kararlılık ve güçlü irade ise başarı getirir.

DEĞİŞKEN burçlar arasındaki kare açı; her türlü ilişkiden, dış etkenlerden çabuk etkilenmeyi verir. Değişik ortam şartlarına uyabilmede rahatlık sağlar. Kendini tanımlama ihtiyacı duyurur.

T-KARE: Büyük karenin yarısıdır. Üç gezegen arasında iki kare, bir zıt açı vardır. Başarılı olabilmek için motivasyon yeteneği verir. Ancak zorluklar enerji kaybı meydana getirebileceğinden dengesizlikler görülebilir. Tek yöne eğilmeğe müsaittir. Açıları meydana getiren gezegen özelliklerine göre başarı ve yetenek yanı sıra aşırılıklar, sinirsel sorunlar da yaratabilir.

SABİT burçlar arasındaki T- kare; irade gücü, kendi isteklerini elde etmede kararlılık verir. Enerji yavaş yavaş depolanır ve güçlü bir şekilde harcanır.

ÖNCÜ burçlar arasındaki T-kare; kişisel çalışmalar ile ilgili konularda kriz yaşatır. Ev, aile, evlilik, aşk gibi ilişkilerde de sorunlar verir.

DEĞİŞKEN burçlar arasındaki T-kare; değişik durumlara kolay uyum sağlamayı, çok yönlülüğü fakat çabuk etkilenmeyi gösterir. Değişebilme özelliği, huzursuzluk verir. İnsan ilişkilerinde denge sağlama ihtiyacı hisettirir. 

21.08.2017

ASTROLOJİK ETKİLER VE ALLAHIN KADERİ

 ASTROLOJİK ETKİLER VE ALLAHIN KADERİ
 Şimdi biraz da insanların astrolojik etkilerle nasıl etkilendiği üzerinde duralım...
Birinci etki alım şekli. Doğum anınızda Güneş sistemindeki planetler nerelerde ise, onların üzerinde diğer planetler 30-60-90-120-150-180 derecelik açı yapar bir biçimde geçerken, mutlaka geçtikleri evin ihtiva ettiği konuda bir hareket oluşur.
İkinci etki alım şekli. Bu planetler şayet sizin haritanızdaki bir planet ile birbirleri arasında belirttiğim açıları oluşturacak bir biçimde geçerse bu defa gene benzeri türden, fakat daha sert etkileşimler meydana getirir. Mesela haritanızdaki Venüs ya da Mars’ınızın üzerinden, bir Güneş’in, bir Satürn veya Uranüs ile 90 ya da 120 derecelik açı yaparak geçmesi gibi.
Üçüncü türden bir etki de Ay dolayısıyla oluşan bir etkidir. Ay, duygularımız ile son derece yakın ilişki içinde olan bir planettir. Özellikle bizim “yükselen” burcumuzdan ve yükselen burcumuzun mensup olduğu grubun diğer burçlarından geçerken, bizi son derece etkiler ve çoğu zaman tasvip etmeyeceğimiz aşırı duygusal, fevrî davranışlar içine bizi sokar... Şayet o anda aklımızla içimizde kabaran duygularımızı bastıramazsak, sonradan pişmanlık duyacağımız bir fiili ortaya koymamız ya da sözü sarf etmemiz mukadder olur.
Hemen burada şu mânâya gelen hadîs-î şerîfi hatırlatalım:
Enes (radıyallâhu anh) naklediyor:
Rasûlullâh (sallâllâhu aleyhi vesellem) buyurdu ki:
“Cenâb-ı Hak bir kazasını yerine getireceği zaman o kulun aklını başından alır, o kul bu hâlde o işi işler; sonra o kulun aklını iade eder de bu defa o kul pişman olup, ben bu işi nasıl yaptım der.” (Deylemî)
Evet, KADER nasıl hükmünü yerine getirir?..
Normal akıllı bir insan, ama ne çare ki kaderin hükmü geldi çattı. Mars Güneş’inin üzerinden geçerken, Ay da yükselen burcundaki bir planetin üzerine düştü. İşte o anda ne olduysa oldu, son derece sudan bir sebeple karşısındaki kişiye karşı içinde aniden bir şiddet uyandı ve çekip bıçağını saplamaya başladı!.. Aklı başına geldiği zaman ise karşısındaki 12 yerinden bıçaklanarak ölmüştü!.. Sonra şöyle konuştu: “Bir anda aklım başımdan gitti, vurdum vurdum. Aklım başıma geldiğinde ise iş işten geçmişti!..”
İşte sık sık gazetelerde gördüğünüz bu satırlar bilinçsiz olarak anlatılan “kader” hükmünden başka bir şey değildir!..
Nitekim yukarıda nakletmiş olduğumuz hadîs-î şerîf de bu söylediklerimizi aynen teyit etmektedir. Böyle olunca, biz kimseyi suçlamayacak mıyız?.. Bu sorunun cevabını ileride “Kadere İman” bölümünde vermeye çalışacağız.
Şimdi sadece olayın geliş şekline bakalım...
Evet, Allâhû Teâlâ’nın kaderi nasıl yerine gelir... Daha doğrusu her an nasıl uygulanmada..?
Beyinlerimiz her an burçlardan gelen sayısız kozmik ışınların bombardımanı altında!.. Bu ışınım, beyinlerimizin ilk açılışı kadarki kapasitesiyle her an alınıp değerlendirilmede... Bu gelen ışınım, sürekli olarak değişen açılar ve değişen güçlerle, beynimizde çeşitli planetlerin etkisiyle açılmış devreleri etkiliyorlar.
Mesela ilk açılımdaki Mars devresi, bir zaman Jüpiter’in yansıttığı ışınımı alırken bir süre sonra Satürn’ün yansıttığı, bir süre sonra Güneş’in yansıttığı ışınımı alıyor. Ya da ilk açılım ile Ay; sürekli üzerinden geçen çeşitli planetlerin yansıttıkları tesirleri almada; ve gene süratli devriyle çeşitli ilk açılım devrelerini etkilemede...
Böylece bizler sürekli olarak hâlden hâle girmekteyiz...
Bazı kişilerin ilk programlanışları çok sert olur ve bunlar beyin yapıları itibarıyla çok hassas olarak aramızda yaşarlar. En ufak bir etki alımında hemen duygulanırlar, daima meseleleri olduğundan çok büyük olarak görüp değişik hâllere girerler.
Bazıları da son derece ağır kanlı, zor değişen tiplerdir. Gene bazıları dışa dönük, atak, girgin; bazıları da içe dönük, pasif, ilk hareketi hep karşılarından bekleyen tiplerdir.
Bazılarının iç dünyalarında çok büyük hareketler olup bunları bir türlü dışa vuramazlar; bazıları da aksine, çok konuşkan hareketli, etkileyici tiplerdir ama iç dünyaları, dışı yeterli oranda besleyebilecek kapasiteye sahip değildir. Çoğunlukla bundan dolayı iç dünyalarında pişmanlıklar yaşarlar.
Kısacası insanların bütün huyları, karakterleri, mizaçları tamamıyla beyinlerinin ilk açılımında aldıkları açılımlar, programlanma istikametinde oluşur. Ve bu ilk tesirlerde ne kapasitede bir açılım ve yönlenmeye nail olmuşlarsa, artık yaşamlarında da o istikamette bir çalışma içine girerler. Ama bu gene de, nasıl başladılarsa öyle bitecektir demek değildir. Zira ilk açılımdan sonra, bir vesile ile o kişi şayet zikre başlar ise, bu defa beyninde yeni açılımlar oluşacağı için, huylarında, davranışlarında bazı değişiklikler olmaya başlar.
Ancak bu değişiklikler, daha ziyade kişinin “istidat” yönüyle alâkalı olan, doğum günleri ile ilgili olarak aldığı tesirlerde daha çabuk görülür. Kişinin “kabiliyet”iyle alâkalı, doğum saatiyle ilgili devrelerde ise, değişim çok daha yavaş olarak meydana gelir.
Daha önceden de belirtmiş olduğumuz gibi, 120. günde alınan tesirlerle ilgili hususlarda ise, yani kişideki “Ayânı sâbite”de ise asla değişiklik olmamaktadır!.. “Saîd ana karnında saîddir; şakî ana karnında şakîdir.”
Yani cennete gitmesine yol açacak ekstra antiçekim dalgalarını üretme ihsanına beyin daha 120. günde nail olmuştur. Ya da maalesef olmamıştır!..
Muhakkak ki Allâh dilediğini yapmadadır!.. Ve trilyonlarla Güneş’in içinde yüzdüğü evreni vareden güce sual sorulmaz yaptığından!..
Evet, beyin belirli “zikir” türleri ile yeni açılımlara kavuşur ve bundan dolayı da kişinin gerek dünya yaşantısı ile alâkalı, gerekse de ölüm ötesi yaşantısını etkileyici bir biçimde sayısız etkiler meydana gelir dedik.
Şimdi hemen burada şu sual akla gelir...
Meditasyonda genellikle kullanılan ve Budizm’de “mantra” kelimesiyle tanımlanan özel anahtar kelimeler vardır ki, bunların meditasyonda trans ya da teveccüh ya da yönelim gibi kelimelerle kastedilen hâllerde tekrarı söz konusudur. Bundan başka böyle bir kelime de kendisi bulup; bu kelimeyi tekrar ederek bir şey elde edemez mi insan?..
Bu sualin cevabını tam olarak anlayabilmek için çok geniş boyutlarda meseleye bakmak mecburiyetindeyiz!..
İslâm’daki “zikir” kelimeleri olan Allâh’ın isimleri, esas olarak varlıkta yürürlükte olan mânâlardır ve beyinde de bu mânâları ortaya çıkartıcı devreler zaten kozmik plandan düzenlenmiştir. Siz bu kelimeleri tekrarlayarak, beyninizin kozmik plana göre bir tür frekans ayarlarını yaparsınız ve evrensel mânâlar ile iletişim içine girersiniz!.. Meleklerle görüşmeye başlarsınız!..
Oysa bu anlama gelmeyen “mantra”larla sadece beyinde rastgele bir hassasiyet, alıcılık oluşturursunuz ki, bu da sizin “CİN” denilen dumansız ateş-manyetik bedenli varlıklarla iletişim kurmanıza yol açar!.. Bunların en iyileri bile pek çok şeyden mahrum kalmanıza yol açar!
Yani özetle, İslâm’daki “Allâh isimleriyle” zikir, sizde Allâh’a yaklaşma ve O’ndaki sayısız özellikler ile bezenme hâli oluştururken; bunun dışındaki kelime tekrarlarının beyninizde oluşturacağı hassasiyet-alıcılık sadece “cin”lerle bağlantı kurmanıza sebebiyet verir. Bu da neticede onların sayısız şekillerde sizi aldatmalarına ve sizin de hiç farkında olmadan onların hükmü altına girmenize yol açar.
Öyle ise her hâli, ilâhî mânâları zâhire çıkarmak suretiyle zikirde olan varlıklar ile oluşturulan bağlantılar, o zikrin bize yansımasına yol açacaktır... Ki bu da canlılar olan yıldızlarla oluşur...
Evrendeki tüm varlıklar, varedenin sayısız özelliklerinin aşikâre çıkmasına vesile olmak gayesiyle ve sanki o özelliklerin yoğunlaşması suretiyle oluşmuştur. Bir diğer ifade ile; tüm takımyıldızlar, yıldız birikimleri olan galaksiler; hep vareden mutlak varlığın sayısız isimlerinin ve vasıflarının yoğunlaşmış hâlleridir gerçekte!.. Ve bunların yaydıkları sayısız kozmik ışınım dahi kendilerini oluşturan mânâların tüm varlığa yayılmasından başka bir şey değildir.
İnsana bakıp, “Bu etten-kemikten ibaret basit bir hayvandır!.. Ruhu yoktur!!! Ebedî bir hayatı yoktur!.. Değişime girer ve tükenir!..” demek ne kadar ilkel ve dar görüşlü bir anlayış ise...
Galaksilere, takımyıldızlara, burçlara, Güneş sistemindeki planetlere bakıp da, onlar için; “Bunlar basit yıldızlardır... Doğar, ölürler... Canlılıkları yoktur, cansızdırlar!.. Laf olsun diye oluşmuş ve oluşmaktadırlar!.. Ne etki alırlar ne de etki verirler...” demek de o kadar ilkellik ve dar görüşlülüktür!..
Yedi semâ (yedi bilinç mertebesindeki tüm yaratılmışlar), arz (bedenler) ve onların içindekiler O’nu tespih eder (Esmâ’sının özelliklerini açığa çıkaran işlevleriyle her an hâlden hâle dönüp dururlar)! Hiçbir şey yok ki, O’nun Hamdı olarak, tespih etmesin! Fakat siz onların işlevini anlamıyorsunuz! Muhakkak ki O, Haliym’dir, Ğafûr’dur. (17.İsra': 44)
Âyeti dahi onların canlılığına ve bir görev ifa etmekte olduğuna işaret etmektedir.
Böylece olayı izah şartlarından mahrum olan eski kemâl ehli de, bu yıldızlarda yaşayan meleklerden söz etmişlerdir, ki esasen aynı şeydir. Bir kısmı da yıldızların ruhunu ifadeye çalışmıştır, ki bu da aynı şeydir.
Nahl Sûresi’nin 16’ncı âyetinde;
“...Necm (yıldız - hakikat ehli {ashabım gökteki yıldıza benzer; hangisine uyarsanız hakikate erdirir... hadisi}) olarak hakikate erdirir!” denmektedir.
Bu apaçık bir gerçeğe işarettir!.. Ancak ne var ki, sürekli olarak tapınma duygusu ile gözünün gördüğü birtakım şeylere tapınma arzusu içinde olan insan, yıldızlarda takılıp kalmasın ve onlara tapınmasın diye bu gerçek örtülmüştür.
“Onlar yıldızla yollarını bulurlar” şeklinde anlatılmak istenmiştir, ki âyetin sadece bu mânâsına şartlanmış olan kişiler bizim bahsettiğimiz yönünü şimdi inkâr etmeye çalışacaklardır.
Oysa yıldızların yaydığı kozmik ışınımlar, onların beyne ulaşması, hidâyet dediğimiz olaya yol açan beyin devrelerini açması ve o kişinin takdiri hüda ile böylece hidâyet bulması hiç de yadırganacak bir olay değildir!..
“Allâh’ım beni doyuran sensin” dediğin zaman, yediğin gıdaların çeşitli organların tarafından değerlendirilerek enerjiye çevrilmesi olayı nasıl ana mânâyı değiştirmiyor ve ortadan kaldırmıyor ise; burada da olay aynıdır!..
Burada anlaşılması gereken en önemli olay şudur:
Bedene nispetle yenen yemeğin, içilen suyun, teneffüs edilen havanın yeri ne ise, yıldızlardan beyne ulaşan ışınımın yeri dahi odur!..
Nasıl ekmeğe suya havaya tapınılmıyorsa, böyle bir şey ilkellik ise, aynı şekilde yıldızlara tapınmak da o derece ilkelliktir!..
Varlıkta mutlak hüküm süren tasarruf eden Allâh Azze ve Celle’dir!..
Dilemiş ve her şeyi bir vesile ile meydana getirmiştir.
Eğer biz aklımızı kullanır, kâinatın nasıl tümüyle bir mekanizma şeklinde işlediğini idrak edebilirsek; Allâh’a karşı kulluk görevimizi çok daha geniş boyutlarda ifa etmiş oluruz!.. Elimizden gelmiyorsa... Muhakkak ki kişi kapasitesi dışında kalandan mesûl değildir!..

Geceyi, gündüzü, Güneş’i (enerji kaynağı olması) ve Ay’ı (çekim gücüyle hormonları harekete geçirip tüm duyularınızı etkilemesi ile) size hizmet veren kıldı... Yıldızlar da (yaydıkları dalgalarla) O’nun hükmünü yansıtarak hizmet verenlerdir... Muhakkak ki bunda aklını kullanabilen topluluk için bir işaret vardır! (16.Nahl: 12)
Allâh yeryüzünde “Halife” olarak insanı meydana getirmek istedi. Onda, kendi özelliklerini izhar etmeyi diledi. Ve onu meydana getirecek muhteşem kozmik fabrikayı, yani kâinatı yarattı!.. Sonra onun içinde, kudretiyle insanı yarattı ve nihayet onu kendine ayna kıldı!.. Tâ ki sayısız özellikleri onlarda her birinde ayrı ayrı yansısın!..
“ALLÂHÛ TEÂLÂ YARATIKLARINI KARANLIK İÇERSİNDE YARATTI VE SONRA ONLARA NÛRUNDAN SAÇTI. O NÛRDAN KİME İSÂBET EDERSE HİDÂYET BULUR. VE HER KİME İSÂBET ETMEZSE DALÂLETTE KALIR.” (Tırmizî)
 “...NECM (yıldız - hakikat ehli {ashabım gökteki yıldıza benzer; hangisine uyarsanız hakikate erdirir... hadisi}) OLARAK HAKİKATE ERDİRİR!” (16.Nahl: 16)
Bu anlayışla, eğer araştırırsak, bu hususa işaret eden daha nice âyet buluruz.
Evet, “Yıldız olarak hakikate erdirir”... Kim?.. Hidâyet bulanların tümü.
Çünkü, âyeti kerîmede sınırlayıcı hiçbir hüküm yok!..
Oysa, maalesef bu yönünden haberdar olmayanlar tarafından, âyetin mânâsı son derece dar kapsamlar içinde mütalaa edilmiş ve kısmen de âdeta zorlanarak; “Çölde yollarını kaybedenler, yıldızlara bakarak yollarını bulurlar” şeklinde bir mânâ ile sınırlanmıştır!..
Evet... “HÂDİY”, Cenâb-ı Hakk’tır!.. Dilediğine hidâyet eder, dilediğini dalâlette bırakır!.. Dilediğine nûrunu isâbet ettirir, hidâyet denilen çalışma ile o yönde onu çalışmaya kolaylaştırır. Dilediğine de isâbet ettirmez!..
Diğer taraftan “YILDIZLAR DA ONUN EMRİNDEDİRLER. AKLI OLAN İÇİN BUNDA İBRET VARDIR” şeklindeki açıklama dahi, yıldızların O’nun emri ile birtakım işler yapmak üzere var edildiğini; cansız, işe yaramaz, süs olsun diye yaratılmış şeyler olmadığını anlatmaktadır.
Ancak bütün bunları değerlendirebilmek için “AKLI OLANLARDAN” olmak lazımdır... Ki geniş boyutlarda konuyu ihâta edip; bütün sistemi tüm ihtişamıyla kavrasın ve Allâhû Teâlâ’nın azametine birazcık olsun yaklaşabilsin!..
Peki, akıl sahipleri nasıl birbirlerine yaklaşıp ilimlerini paylaşabilir?..
Sade akıl sahipleri değil bütün insanların birbirlerine yaklaşımı nasıl olur?..
Ruhları birbirine çeken ya da iten nedir?..
İnsanların, şu yaşam sırasında birbirlerine olan sempatilerinin ve antipatilerinin altında tamamıyla burçlarının birbiriyle uyuşup uyuşmaması hususu yatar. Halk arasında “Yıldızı barışmadı” ya da “yıldızı uydu” denilen tâbirlerin kökeninde, o kişilerin burçlarının etkileri ile birbirleri arasındaki ya çekim ya da itiş kastedilir.
Bu husus Müslim’deki bir hadîs-î şerîf’te, Ebu Hüreyre (radıyallâhu anh) tarafından şöyle nakledilir:
Rasûlullâh (sallâllâhu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:
“Ruhlar (âhirette sınıf sınıf), toplanmış cemaatlerdir. Bundan ötürü, içlerinden birbirleri ile tanışanlar, sevişip anlaşmışlardır. Birbirleriyle birleşmeyenler ise ihtilafa düşmüşler, anlaşamamışlardır”!..
Evet burada, “RUH”ların oluşması hususu üzerinde bilvesile bir nebze daha durmak zarureti hâsıl oluyor...

18.08.2017

AĞUSTOS AYINDA YAŞANACAK GÜN BERİ OLAYI...

AĞUSTOS AYINDA YAŞANACAK GÜN BERİ OLAYI


Bu gün Perigee, yani Ayın Dünyaya en yakın olduğu günlerden birisi.
Ay 357 – 406 bin kilometre arasında değişen bir mesafede dönmektedir.
Dikkat edilirse en uzak ve en yakın mesafeler arasındaki oran %13,7 civarındadır.
Ve her Ay bir kez en uzak, bir kez de en uzak olduğu rotadan geçmektedir.
Bu Ay Perigee yani en yakın olduğu mesafe 366 bin kilometredir.
Bu durum yeni Aydan üç gün 5 saat önce gerçekleşecek.
Aynı zamanda, Ayın 21'inde büyük oranda Kuzey Amerikadan izlenmesi beklenen Ay tutulmasından da beş gün önce gerçekleşecektir.

Bilindiği gibi Dünyayı etkileyen gök cisimleri arasında en güçlü etkiyi Ay yaratmaktadır.
Bunun sebebi yörüngesinin oldukça eliptik olması ve diğer gök çisimlerine göre Dünyaya çok fazla yakın olmasıdır.
Bu nedenle Perigee ve Apogee'leri arasında yaklaşık olarak Dünya üzerinde %13 civarıda yer çekimsel etki farkı oluşur.
Unutmayın ki, Ayın yer çekimi Dünyada bazı yerlerde 20-21 metre yüksekliğe varan gelgitlere sebep olabilmektedir.
Ayın en yakın olduğu Perigeelerinin Dünyada aktif volkanlarda aktivite artışına sebep olduğunu kanıtlayan hakemli dergilerde yayınlanmış çalışmalar vardır.
Benzer şekilde, önemli ölçüde gerilim birikmiş fay hatlarında görülen deprem aktivitelerinin bu günlerde arttığını, depremsellik ile Apogee Perigee arasından istatistik korelasyon olduğunu gösteren yayınlarda mevcuttur.
Kırılma noktasına kadar gerilmiş, kararsızlaşmış bir sistemin üzerine yüklenecek çok ufak yüklerle kırılması, yıkılması beklenir. İşte Perigee günleri kırılacak derecede kararsızlaşmış bir fay hattı sisteminde kırılmanın en çok beklenebileceği gündür.
Ek olarak Dünyayı etkileyen diğer gök cisimlerine tek tek baktığımızda Güneş, Jüpiter ve Satürn gibi büyük gök cisimlerinin en uzak ve en yakın oluşlarının Dünya üzerinde yer çekimsel olarak %1-1,5'dan az etkisi vardır.
Ancak, bunların hepsinin Dünyanın bir yanına hizalandığı durumlarda bu etki eklenerek artmaktadır.
İşte bu nedenle Güneş tutulmaları ek önem kazanmaktadır.
Çünkü, Güneş tutulmalarında Ayın %13 civarında artan çekimsel etkisine ek olarak %1,5 civarında Güneşin de artan çekimsel etkisi olmaktadır.

Üçüncü olarak
Güneş'in de en uzak ve en yakın olduğu senede iki gün mevuttur.
2017 için en yakın olan Perihelion 4 Ocak 2017 15:17'de olmuş ve geçmiştir, en uzak yani Apohelion ise 147,100,998 km ile 3 Temmuz 2017 22:11'da 152,092,504 km ile gerçekleşmiştir.
Dikkat edilirse Güneşin en uzak ve en yakın olduğu yörünge noktaları arasındaki mesafe %3 kadardır.
Kısacası halen Dünyamız Güneşe en uzak olduğu yörünge noktasındadır.
Yani Güneşin Apohelion konumunda olması depremsellik açısında ek bir risk yaratmaz.
Perihelion dönemine yakın günlerde olsaydık ek bir %3 çekimsel etki olabilirdi.
Son olarak içinde bulunduğumuz yıldız sisteminde gezenimizde depremsellik ve volkanizma açısından etkili olması beklenebilecek en güçlü gök cismi Ay'dır.
Etkisini her Ay %13,7 civarında gezegenimize uyguladığı yer çekimini artırarak ve azaltarak gerçekleştirir.
Yıldız sisteminin kalbinde yer alan ve toplam madde miktarının büyük bölümünü yaklaşık %99,86'sını içeren yıldızımız Güneş bile gezenimiz üzerinde ancak %3 civarında bir yerçekimsel çalkalanma yaratmaktadır.
Diğer mega gezegenler Jüpiter ve Satürn'ün yarattığı yer çekimsel çalkalanma %1'in altındadır.
Sonuç olarak özellikle Ayı kollamak lazım. Özellikle de Perigeelerini kollamak lazım.
Çok nadir görülen özel Güneş, gezegen hizalanmalarına da dikkat edilebilir.
Ancak bilmek gerekir ki, yıldız sistemimizdeki bütün gezegenlerin hepsi bir yana dizilse hepsinin toplam etkisi bir Ayın Perigeesi kadar olamıyor.
Astroloji değil ama astronomi bize depremin olacağı günü işte böyle söylüyor.
Bu ayın 18, 19, 20sine dikkat....