Translate

KADER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KADER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24.01.2019

ATATÜRK VE 19 RAKAMI



1881'de 19. yüzyılın bitimine 19 yıl kala doğmuştur.
Atatürk, Selanik'te doğdu. ( Selanik "سلانيك"sözcüğünün "ebced" hesabıyla değeri 171'dir. 9 x 19 = 171 )

1881, Rumi takvime göre 1297'dir. ( 1 + 2 + 9 + 7 = 19 )

Atatürk'ün nüfus cüzdanı numarası : 993814 ( 19 x 52306 = 993814 )

Atatürk, Harp Okulu'nu 20'nci olarak bitirdi. Subaylardan birisi yabancı olduğu için mezun olan 19 subaydan biri oldu

Atatürk, Harp Akademisi'nin 57'nci dönemine kaydoldu. ( 19 x 3 = 57 )

Atatürk, 19 Nisan 1909'da Hareket Ordusu ile İstanbul'a girdi.

Atatürk, 19 Aralık 1915'te albay oldu.

Atatürk, 19 Mart 1916'da tuğgeneral oldu.

Atatürk, Çanakkale Savaşı'nda 57'nci Alay'ın konutanlığını üstlendi. ( 3 x 19 = 57 )

Sağlığında, İngiliz İmparatorluğu Hükümeti Atatürk' ün doğum gününü tebrik için Türk Hükümeti 'nden sormuş, ATATÜRK 19 Mayıs 1881 (19 x 99)diye yanıtlamış ve kayıtlara böyle geçmiştir.

1900'de (19 x 100) 19 yaşında Harbiye' ye girmiştir.

19 Aralık 1904' de bağımsız düşüncelerinden ötürü yıldız sarayına çağrıldı.

Harp akademisinden aldığı sicil 317-8 dir. 3+1+7+8=19

Atatürk, Samsun'a çıktığında 38 yaşındaydı. ( 19 x 2 = 38 )

Atatürk, Samsun'da 19 gün kaldı.

Atatürk, 4 Temmuz 1919'da Erzurum'a gitti. 19 gün sonra 23 Temmuz'da Erzurum Kongresi'ni topladı.

Atatürk, 4 Eylül 1919 Sivas Kongresi'nden 114 gün sonra 27 Aralık 1919'da Ankara'ya gitti. ( 19 x 6 = 114 )

Atatürk, İstanbul'a toplam 19 kez geldi.

Atatürk'ün Latife Hanım ile olan evliliği 912 gün sürdü. ( 19 x 48 = 912 )

TBMM'nin ilk kütüğündeki sıra numarası 19'dur.

Çanakkale Savaşının zaferle sonuçlanmasında 19' uncu fırka'yı (tümen) kurmuş ve ona komuta etmiştir.

19 Mayıs 1915' de albay oldu.

Mahiyetindeki komutanlara: "Ben size, taarruz edin demiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar yerimize başka kuvvetler gelebilir" demişelindeki çok az kuvvetle 19 Mayıs 1915' e kadar oyalama muharebesi ile düşmanı tutmuştur. Düşmanın yine Çanakkale' deki başarısızlıkları sonucunda 10 Aralık 1915'te Gelibolu Yarımadası boşaltılmıştır.

Zor bir duruma düşen 7. Ordu'ya komutan tayin edilen M. Kemal, bir düşman saldırısını seziyor ve hazırlanıyor. Nitekim 19 Eylül sabahı düşman harekete geçiyor, hem de kat kat üstün kuvvetlerle. Sağındaki ve solundaki kuvvetler epeyce kayıp verdikleri halde M. Kemal zamanında aldığı tedbirlerle kayıp vermekten kurtuluyor.

19 Mayıs' ta Samsun' a çıkacak olan Atatürk' ün bindiği vapurda 19 yolcu vardı. 19 Mayıs 1963 tarihli Cumhuriyet gazetesinde Prof. Dr. Tarık ZaferTunaya'nın 19 Mayıs ve ötesi adlı makalesinden.

19 Mayıs 1919' da Samsun'a çıkıyor. Bu tarihte 3 tane 19 rakamı vardır ki Atatürk' ün ömrü de zaten 3 x 19 dur. 19 Mayıs 1919' da 2 x 19=38 yaşındaydı.

19 yıl Türk Milleti'nin hakimiyetine bilfiil hakim olmuş, Türk Milletine Baş Komutan ve Devlet başkanı olarak hizmet etmiştir. (1919-1938)

Milli Mücadele' ye fiili olarak başlaması için komutanlara yaptığı konuşma veMeclis'te Milli davanın gerçekleşmesi yolunda güdülecek siyasetin kararabağlanma tarihi de 19 Kasım 1919 'dur.

Sakarya Meydan Muharebesi'ni kazandıktan sonra, başarısına karşılık TBMM kendisine olan minnet ve şükranını belirtmek için 19 Eylül 1921' de kabul ettiği özel bir kanunla Mareşallik ve Gazilik unvanı vermiştir.

Millete yayınladığı bir beyanname ile Osmanlı Devleti'nin hayat ve egemenliğinin sona erdiğini belirterek Türk Milleti'ni hayat ve bağımsızlığa kavuşturmak için, Ankara ' da olağanüstü bir Meclis toplantısı ve Türk Milleti'nin iradesini bu Meclise devretmeyi 19 Mart 1920 'de kararlaştırmıştır.

Hitabet sanatının bir şaheseri olan Büyük Nutuk' un sonundaki Türk Gençliği'neHitabesi de başlangıç cümlesiyle beraber 19 cümledir.

Büyük devlet adamı ve eşsiz kahramanın adı ve soyadı "MUSTAFA KEMAL ATATÜRK" 19 harftir.

"NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE ". Bu şaheser cümle 19 harftir.

"İSTİKLAL GÖKLERDEDİR" Ne rastlantıdır ki, Atatürk' ün bu sözleri de 19 harftir.

10 Kasım 1938 (19 x 2 x 19) (10 Kasım günü saat 9 da 10+9=19) 3 x 19 =57 yaşında ölümlü yaşama gözlerini kapamıştır.

Cenazesi büyük bir merasimle 19 Kasım 1938 günü Yavuz zırhlısı ile İzmit' e götürülmüştür.

En Büyük Kahraman'ın ebediyete intikali üzerine arkadaşı ve halefi İsmet İnönü' nün Türk Milletine beyannamesi 19 cümledir.

Doğum ve ölüm yılları (1881 ve 1938), 19 sayısının katlarıdır.

1919 rakamında 101 tane 19 vardır.

İlk 19 yılda hazırlandı, ikinci 19 yılda siyaset ve askerlik alanında savaştı, üçüncü 19' uncu yılda devlet başkanı sıfatı ile hizmet etti.

Atatürk'ün cenaze töreninde Chopin'in 19 notalı 19'uncu Marşı çalındı.

Atatürk'e verilen madalyaların toplamı 19'dur.

Atatürk, 19.000 TL nakit miras bıraktı.

Atatürk'ün, İstanbul Akaretler Yokuşu'nda oturduğu evinin numarası 76 idi. ( 19 x 4 = 76 )

12.09.2017

ASTROLOJİ NEDİR? - SİRİUS YILDIZI VE YALANLAR HAKKINDA !!!

Astroloji Nedir? - Sirius Yıldızı
 Çok tartışılan ve bir türlü uzlaşılamayan konulardan biridir Astroloji konusu... Astrolojiyi kabul etmeyenlerin yanılgıları, evrene çokluk var sanısıyla bakmaları ve TEK'i idrak edememelerindendir. Hatta TEK'i idrak etmeden sadece astrolojiyi kabul edenler de hata eder. Astroloji İdris a.s.'ın açıkladığı bir ilimdir. Fakat Teklik İlmini almayan insanoğlu, salt astroloji ilmini alınca bu eksik bilgilenmeden dolayı yıldızları Rabler kabul ederek, şirke girip Hakk yoldan sapmışlardır. Daha sonra İbrahim a.s. tarafından bu eksik telafi edilmiş, yanılgıya düşülen nokta vurgulanmış ve Teklik İlmi açıklanmıştır. 
Erzurumlu İbrahim Hakkı "Marifetname" adlı eserinde, "Yıldızlar Allah elleri gibidir" diyor. Çünkü Allah hüküm ve iradesinin madde planında açığa çıkışı, evrensel sistemin işleyiş yasasını belirler; ki bu yasanın detaylandırılmasında karşımıza bir hiyerarşi çıkar. İşte bu noktada astroloji ilmiyle tanışırsınız.

Nedir bu hüküm ve irade?
"Ben gizli bir hazine idim, bilinmekliğimi istedim" (bu tanımlar biz insanlara göredir)..

İşte bu tek irade ve hüküm, evreni ve evren içre evrenleri ve tüm bu alemlerdeki varlıkları oluşturur, demiştik. Zaman ve mekan kaydı olmaksızın sonsuz sınırsız "Tek Tecelli!"... Bu tanım yukarıdan aşağı bakılarak yapılan bir tanım.. Ancak aşağıdan yukarı bakıldığında (yani bize göre) bu tek tecelli aşama aşamadır. Yani boyut boyut.. Bu boyutsal hiyerarşide yıldızlar ilk sıradadır. İşte bu sebeple "Yıldızlar Allah'ın elleri gibidir" denmiştir. Burada sözü edilen, yıldızların beş duyu ile algılanan bize göre maddesel boyutundan ziyade, kuantsal boyut denilen alt boyutlarıdır. Yani dalgalar evreninde, titreşim frekansının en yüksek olduğu ışık boyutu veya melekî boyut...

İşte olaya böyle bakılmadığı için, astroloji aslı astarı olmayan beşeri bir fantezi veya fal olarak değerlendiriliyor. Oysa astroloji ilmi, insana evrensel hiyerarşiyi açıklayan eşi benzeri olmayan bir ilimdir. 
Allah'a iman etmeden, O'nun evrensel sisteminin nasıl işlediği üzerinde kafa yormadan, yarattıklarına bakıp da astroloji hakkında fikir beyan etmenin pek doğru olmadığını sanıyorum. Bununla beraber, Allah ve evrensel sistemi hakkında fikir sahibi olmadan, astroloji ilmiyle ilgilenmeyi de doğru bulmuyorum açıkçası.. Bu da kişiyi kolaylıkla şirke sürükleyebilir.

Basında çıkan bir yazıda, 2 bin bebek üzerinde doğum tarihlerine göre burç tasnifleri yapılarak bir araştırma yapıldığı yazıyordu. Bu bebeklerden aynı burçlarda olanların, birbirlerine benzer özellikler gösterip göstermediği izleniyor. Oysa bu şekilde bir sonuca varılamaz. Çünkü Allah, yaratışındaki sonsuzluğu ispat edercesine, hepsini farklı özelliklerle yaratmıştır. 12 burç, ana kategoridir. Buna göre yapılan bir tasnifle sonuç elde edilemez. Detayda o kadar çok etken vardır, ki ana kategorileri izleyerek benzer özellikler görmeyi beklemek hatalı bir yaklaşım olur. Fakat konuya bakış, baştan önyargılı olunca, bu gibi ayrıntılar gözden kaçar doğal olarak. Bu sebeple bilim adamları, önyargısız ve tarafsız olarak gözlemlemeyi ilke edinmeli.. Aksi halde görebilecekleri gerçekleri de göremeyebilirler.

Örneğin, beş ayrı bebek değil, beşizler üzerinde bir inceleme yapalım. Bırakın beş ayrı bebeği, beşizlerin dahi aynı özellikleri ortaya koymadığını görebiliriz. Çünkü; kişiler aynı burçtan olsa dahi (doğum tarihleri aynı olsa da), doğum saatleri itibarıyla yıldızların konumu ve birbirleriyle yaptığı açılar dolayısıyla, genetik farklılıklar dolayısıyla ve yetiştikleri çevre dolayısıyla (bu çevredeki bilinç yayını da beyinler arası etkileşim doğurur) ve daha da önemlisi, yaradılış sebepleri dolayısıyla farklı fizyolojik ve zihinsel özellikler ortaya koyarlar. Yani 700 tane aynı burçtan bebeği inceleyerek kabaca elde edilen sonuç, astrolojiyi açıklamaya veya hakkında hüküm vermeye yeterli değildir. Öyle olsa yeryüzünde 12 tip insan olurdu. O zaman nerede kaldı Allah'ın yaratıştaki sonsuzluğu, değil mi?!.. Konu bu kadar basit değil!

Kısaca, Allah'ı ve everensel sistemini fark etmeden bu konuyu anlamak pek mümkün görünmüyor. İnsanlık, ne bilim, ne de teknolojideki ilerleyişiyle(!) kendilerine refah, mutluluk ve huzur sağlayamaz. Tâ ki mânâ ile madde arasındaki sınırı kaldırıp bütünü (Tek'i) görene dek... Atomu parçaladık, ışınlama deneylerinde dahi aşama kaydettik, ama Allah ve sistemini bilmediğimiz için hâlâ aç-açık, mutsuz ve huzursuz insanların yaşadığı bir dünyamız var. İnsanlık ilerliyor(!), ne yazık ki bu ilerleme kör, topal ve çolak bir ilerlemedir!

Astroloji ilmini bilmenin faydası; evrensel sisteminin işleyişini anlayıp idrak etmek ve tespit edebildiğimiz kadarıyla kendi yapısal özelliklerimizi ve kabiliyetlerimizi değerlendirip, bu evrensel sistemle uyum içinde yaşamaya gayret etmektir. 

Uzun lafın özü, olaya bütünsel olarak bakan kişi astrolojik (kozmolojik) etkileri inkar edemez. Her şey basit bir ana formülün uygulamasıyla birbiriyle son derece uyum içinde ve bütünseldir. Bunu ifade eden "Zerre küllün aynasıdır" hadisini hatırlayalım.. Bu hadis günümüz dilinle hologram tekniği ile açıklanabilir. Kısaca evren, en küçük zerresinde bütünün bilgisine sahip girift bir yapı olarak dalgalanan dev bir hologramdır. Bu sebeple aynı boyutta veya farklı boyutlar arasında ayrılmaz bir bağ mevcuttur. Birbiriyle etkileşim halindedir. İşte bu sebeple gezegenler ve burçlar ile beynimizin fizyolojisi arasında yapı ve işlev açısından birebir ilişki vardır. Güneş, Ay, gezegenler ve yıldızların hareketini yöneten doğa yasaları, fizyolojimizi yöneten yasalarla hemen hemen aynıdır. Eğer öyle olmasaydı evrensel sistemin işleyişinde kaos yaşanırdı. Bu da ayrıca belirtilmesi gereken bir ayrıntı...

Geçtiğimiz yıllarda, Rus bilim adamlarının ayın hareketlerine göre erken deprem tespitinde bulunmaya başladığını da okuduk basında.. Bu önemli ve kayda değer bir haberdi. Ay hareketlerinin, bırakın insanları, faylar üzerinde bile etkili olduğunu tespit etmişler.. Sular üzerinde gel-git olaylarına sebep olan ay, karalar üzerinde de etkiliymiş demek ki.. Denizler ve karalar üzerinde bu kadar etkili olan ay, doğal olarak dünya yüzeyinde yaşayan tüm canlıların fizyolojisi üzerinde de etkili olacaktır. Hele de bedeninin 4/3'ü sudan oluşan insanlar üzerindeki etkisi, tartışılmaz! Ay etkili ise, diğer gezegenler de etkilidir. Güneşi ise, tartışmaya bile gerek yok; çünkü Güneş, tüm canlıların hayati fonksiyonları üzerinde etkilidir. Siz bu etkileşimlerin halkasını galaktik çapta genişletebilirsiniz. Hatta aklı havsalası alanlar, evrensel çapta genişletebilir bu halkayı...




Sirius Yıldızı

Yukarıdaki yazıda da belirttiğimiz gibi İbrahim (a.s) evrensel hiyerarşiyi açıklayan astroloji ilmine itiraz etmemiştir, insanların Allah'ı bırakıp bir takım yıldızlara tapmaya başlamasına karşı çıkmıştır. Bu itirazında haklıdır da.. Çünkü geçmişten bu yana insanlar, galaksideki yıldızların alt boyutlarından gelip açığa çıkan mânâ titreşimlerinin Dünya üzerindeki etkilerinden ya ürkerek o yıldızı bir Tanrı gibi görmeye başlamıştır, ya da yaydığı olumlu etkilere endeksli olarak bir takım beklentiler içine girdikleri için yıldızlara tapmaya başlamışlardır. İşte Sirius yıldızının hikayesi de böyle bir hikayedir.  Kur'ân-ı Kerîm'de de bu yıldız Necm Suresi'nin 49. ayetinde geçer: 
* Doğrusu, 'Şi'ra (yıldızı)nın' Rabbi O'dur. (Necm Suresi, 49)
Sirius bize oldukça yakın (güneş sistemine yaklaşık 8,5 ışık yılı uzaklıkta) ve gerçekte iki yıldızdan oluşan bir takım yıldızdır. Çok parlak tek bir yıldız olarak görünmesinin sebebi, iki yıldızın (Sirius A ve Sirius B) birbirine çok yakın olmalarındandır. Sirius takım yıldızı burçlar kuşağı Zodyak'ta Yengeç burcunun 14° 'sinde yer alır. Tutku, hırs, gurur, duygusallık, zenginlik, ün, ölümsüzlük, bolluk, bereket, şans ve iyi talih gibi mânâ titreşimleri yayar Samanyolu galaksisine ve evrene... Genellikle şans ve iyi talih yıldızı diye bilinir. Astrolojide Güneş sistemindeki Jüpiter / Mars gezegenlerine benzer bir karaktere sahiptir.
Muhiddin Arabi bir kitabında Dünya'nın, Yengeç burcunun yönetiminde olduğundan bahseder. Buradan yola çıkarsak Yengeç burcu içinde yer alan yıldızlar Dünya açısından önemlidir. Sirius takım yıldızı da temsil ettiği mânâlar dolayısıyla ve oldukça yakında bir takım yıldız olması sebebiyle, Dünya üzerindeki etkileri çok önemsenir. Nasıl ki astrologlar Jüpiter gezegenini önemseyip, iyi talih ve şans gezegeni olarak tanımlıyorsa, Sirius da  böyle  tanımlanır. Sirius ile ilgili bu bilgi çok eski tarihlerden beri bilinip, bugüne dek ulaşmıştır. Örneğin; Mısır Mitolojisi'nde Sirius yıldızı, yaydığı pozitif titreşimler sebebiyle Tanrıça(!) olduğuna inanılan Kraliçe İsis'in özel yıldızı kabul edilirdi, vs.. Günümüzde de bir çok inanç taciri Sirius'u çarpık inancını pazarlama vesilesi ediniyor (özellikle new age türünde) ve her fırsatta bu yıldızdan söz ediyor. Yapısını oluşturan mânâ terkibinin yeryüzündeki insanların değer yargıları açısından önem taşıması, Sirius'u zaman içinde diğer yıldızlardan daha değerli kılmıştır insanların zihninde... Bu bilgi kuşaktan kuşağa geçtiği için, tarihin her döneminde popüler bir yıldız olmuştur Sirius. Mısırlılar bir dönem Sirius yıldızının hareketlerine göre takvim bile yapmışlar. Tapınaklarını, üç büyük piramidi ve önemli mezarlarını bu yıldızın konumlarına göre inşa etmişler. Bu değer verme konusunda öylesine ileri gitmişler, ki  sonunda Sirius yıldızından bir şeyler bekleme veya ümit etme gibi bir duruma girmişler. Hattâ bu kadarla yetinmeyip Allah'ı bırakıp Sirius'a tapmaya başlamışlar... Ya da bugünkü gibi Sirius'taki Tanrı(!)yı veya Tanrılar(!)ı bekler olmuşlar kurtarıcı olarak... Ne yazık ki bu gibi tapınmaların ve beklentilerin tümü, galaksi içindeki veya Güneş sistemi içindeki cin dediğimiz negatif ruhani varlıkların telkini ile oluşmuş ilhamlar ve inanışlardır. Gerçekle alakası yoktur. Sirius'u da Allah yaratmıştır, Sirius'un rabbi de Allah'tır. Kur'ân-ı Kerîm'de; "Doğrusu, 'Şi'ra (yıldızı)nın' Rabbi O'dur." şeklinde Sirius'tan söz edilmesi de insanların güçlü pozitif etkileriyle bilinen bu yıldıza tapmasına engel olmak içindir.
Bununla birlikte her yıldızın veya takım yıldızın meleki bir alt boyutu vardır. Ancak galaksi içindeki bu yıldızların meleki boyutlarıyla şuursal veya başka türlü bir ilişkiye girmek her insanın harcı değil, çok yüksek dereceli velilere nasip olacak bir iştir. Sirius da Dünya'yı yöneten Yengeç burcunda bir takım yıldız olduğu için, yüksek dereceli veliler (ki sayıları en fazla bir kaç tane) bu yıldızın meleki boyutuyla ilişkiye girebilir. Bu dereceye ulaşmamış kişiler galaksi içindeki yıldızların meleki yapılarıyla bağlantı kurduğunu iddia edemez. Hele hele İslâm'a ve Hz. Muhammed'e iman etmeyip, saçma sapan uydurulmuş inançların peşinde koşan kişilerin bu yıldızların meleki boyutlarıyla ilişkiye girecek dereceye ulaşması hiç mümkün değildir. Ancak hayal veya hezeyandır. Bu sebeple kesinlikle bunu söyleyenlerden uzak durmak gerekir. O kişiler büyük bir ihtimalle negatif ruhani varlıklar olan cinlerle bağlantı kurup, bir melekle görüştüklerini sanan, kandırılmış kişilerdir. Cinler de Sirius'un yaydığı titreşimlerin zenginlik, ün, ölümsüzlük, bolluk, bereket, şans ve iyi talih olduğunu ve dünya üzerinde etkili bir burçta yerleşmiş olduğunu çok iyi biliyorlar. Bu bilgiyi insanların manevi duygularını sömürmek amaçlı kullanıp, bir takım saf insanları kendilerine esir ediyorlar. Örneğin, "Kurtarıcı Tanrı(!)nız  Sirius'ta yaşıyor, çünkü O kutsal bir yıldızdır (Meselâ Scheat'ta yaşıyor deseler, o tanrı insanların indinde kurtarıcı ve sevimli bir tanrı olmazdı, ne zekiler!!) ve bir gün (kıyamet zamanında) sizleri kurtarmak için Dünya'ya gelecek.. Bizler de o Tanrı(!) ile sizin aranızda yüksek (ilâhi) bir kanalız, ondan (dolayısıyla Sirius'tan) haberler getiriyoruz. Biz falaca meleğiz, filanca mesajcıyız" vs. gibi... Oysa Kur'ân'ın tanımına göre bu gibi tanrılar olamaz, Ahad ve Samed gibi zati sıfatların sahibi Allah'a rağmen. Bu sebeple, eğer herhangi bir öğreti sizi Sirius'a tapma veya Sirius'tan gelecek olan kurtarıcı Tanrı'ya veya Rabbe ya da Mesih(!)e tapma, böyle bir kurtarıcı bekleme gibi bir noktaya getirdiyse, arkanıza bakmadan oradan uzaklaşmanızı tavsiye ederim. Yoksa üzülerek sonuçlarına katlanmak zorunda kalırsınız. 

2.09.2017

TUTULMALAR VE ASTROLOJİ

         TUTULMALAR VE ASTROLOJİ

Burçlar ayırt etme amacıyla dört üçlüye ve üç dörtlüye bölünürler. Üçlüler maddenin dört halinden oluşurlar: Ateş, Hava, Su ve Toprak. İkizler, Terazi ve Aslan ateş; Boğa, Başak ve Oğlak toprak; İkizler, Terazi ve Kova hava; Yengeç, Akrep ve Balık su burçlarıdır. Buna burçların 'elementsel' doğaları denir.
Dörtlüler ise Öncü, Sabit ve Değişkendir. Bunların sınıflandırılması şöyledir; Koç, Yengeç, Terazi ve Oğlak öncü; Boğa, Aslan, Akrep ve Kova sabit; İkizler, Başak, Yay ve Balık ise değişken burçlardır. Buna da burçların 'yapısal' doğaları denir.
Çok eski zamanlarda dört sabit burç vardır ve bunlar; Boğa, Aslan, Akrep ve Kova'dır.
Eski Çin'de bir yılın dört çeyreğini kabul etmişlerdi ve bunları Güneş batarken dorukta bulunan takımyıldızıyla karakterize ederlerdi. Bunlar;

Aslan Burcu _______________ 'Kırmızı Kuş' yıldızı
Akrep Burcu _______________'Mavi Ejderha' yıldızı
Kova Burcu-________________'Kara Savaşçı' yıldızı
Boğa burcu_________________'Beyaz Kaplan'yıdızı

Bu dört sabit burca odaklandığımızda, Güneş, Ay ve gezegenlerin bu burçlarda toplandığında veya tutulmalar bu burçlarda olduğunda ve gezegenler bu tutulma noktasından transit yaptıklarında Dünya'nın bu fenomenlere şahit olan bölgelerinde çok şiddetli depremler olduğu ve son zamanlardaki gözlemlere göre doğal sismik düzensizliklerden dolayı kömür madenlerindeki patlamaları ve büyük dalgalara neden olan denizaltındaki depremler olduğunu söyleyebiliriz. Gel – git olaylar da bu yüzden olur. Çünkü o zaman temel burçlar olan Boğa, Akrep, Aslan ve Kova ile temsil edilen Dünya'nın temelleri tehdit altındadır. Bu burçlar birbirleriyle kare ve karşıt açı yaparlar, yani gerilim yaratırlar.
Örneğin, büyük depremlerden biri olan Abruzzi, İtalya'da 1915 yılının Şubat ayında gerçekleşmiştir. O esnada Ay düğümü ( Yani Ay tutulması gerçekleşiyormuş), Güneş, Uranüs, Jüpiter ve Merkür, Kova burcunda bulunmaktaydı.

4.1.Dekanatlar
Her burç 30 günlük devreden oluşur. Dekan, bu burçların 10'ar günlük devreleridir. Dolayısıyla, her burç, üç dekandan oluşur. Her dekanda tutulan Güneş ve Ay ayrı ayrı şeylerin olacağını simgeler.
Aşağıda geçmiş dönemlerde başvurulan, Ramsey ve diğer eski yazarların eserlerinden derlenen dekanatlara göre Güneş ve Ay tutulmalarının etkileri verilmektedir:

4.1.1. Güneş Tutulmaları

Koç: Bu burcun birinci dekanında tutulan Güneş orduların hareketliliğini, saldırıları, askeri bataryaların sevkiyatını, kargaşayı, kışkırtmayı, karşıtlıkları; kuraklık ve susuzluğu simgeler.
İkinci dekanda bazı yöneticilerin hapsedilmesini, üzüntüsünü, ölüm tehlikesini; meyve veren ağaçların ve toprakta yetişen bitkilerin çürümesini gösterir.
Üçüncü dekan, erkeklerin üzüntüsünü ve ıstırabını; büyük, yaşlı bir kadının ölümünü; ve sığırların yok olmasını temsil eder.

Boğa: Birinci dekanda, anlaşmaları ve kontratları bozar; ticarete, iş hayatına zarar verir; ekinleri tüketir.
İkinci dekanda, yolculara ve yanında çocuk bulunanlara tehlike işaretidir.
Üçüncü dekanda, bulaşıcı hastalık ve kıtlık demektir.

İkizler: Birinci dekanda, özellikle ruhban sınıf arasında çekişme, anlaşmazlık ve fesatlık göstergesidir; nefret ve kan davalarını uyarır; Tanrının ve İnsanlığın kurallarına itaasizliğe neden olur.
İkinci dekanda, korsan yayıncılık, hırsızlık ve cinayet gösterir.
Üçüncü dekanda, kralların, yöneticilerin ölümünü ve insanların dikkatini çeken ağır yaralanma olaylarını simgeler.,

Yengeç: Birinci dekanda, hava durumunda değişiklikler ve havada sorunlar göstergesidir. Kadınlara sorun getirir.
İkinci dekanda, nehirleri, su kaynaklarını kurutur. Kadınlar ve erkekler arasında patlamalar ve tutkulara neden olur.
Üçüncü dekanda, Yengeç burcunun etkisi altındaki insanlar arasında isyanları, bulaşıcı hastalıkları gösterir.

Aslan: Bu burcun birinci dekanında, ünlü bir prensin ölümünü ve mısır üretiminde kıtlığı simgeler.
İkinci dekanda, asiller ve büyük adamlar arasında kaygıları ve sorunları gösterir.
Üçüncü dekanda, şehirlerde baskıları, sıkıntıları ve yağmayı; kutsal yerlere saygısızlığı işaret eder.

Başak: Birinci dekanda, kralların ve yöneticilerin ölümlerini veya diğer felaketleri belirtir.
İkinci dekanda, salgın, kıtlık ve esaret söz konusudur.
Üçüncü dekanda, fırçaları veya kalemleriyle yaşayan ressamlar ve yazarların hayatlarında tersliklere, sürgünlere neden olur.

Terazi: Birinci dekanda, havayı bozar, tarımsal üretimde kıtlığa işaret eder.
İkinci dekanda, kralın ölümünü, salgınları ve esareti gösterir.
Üçüncü dekanda, asiller arasında sorunlara ve mülklerinin zarar görmesine neden olur.

Akrep: Birinci dekanda, savaş, nefret, isyan, esaret ve ihanet göstergesidir.
İkinci dekanda, savaşa muhallif kralların aleyhindedir.
Üçüncü dekanda, bir zorbanın yükselmesine, kralın ayaklığına ve tembelliğine işaret eder.

Yay: Birinci dekanda, erkekler arasında ihtilaf ve köklü nefrete işaret eder.
İkinci dekanda, develerin ve geviş getiren hayvanların ölümünü gösterir.
Üçüncü dekanda, atları ve orduları tehdit eder.

Oğlak: Birinci dekanda, büyük adamların mutsuzluğunu ve kötülüğünü; asillerin ve halkın isyanını simgeler.
İkinci dekanda, paralı askerleri komutanlarına karşı çıkmaya yöneltir.
Üçüncü dekanda, yöneticinin karmaşık işlere girmesini teşvik eder; kıtlığa neden olur.

Kova: Birinci dekanda, genel üzüntüyü ve acıyı işaret eder.
İkinci dekanda, soygunlara, hırsızlıklara, öfke patlamalarına , depremlere ve açlığa neden olur.
Üçüncü dekanda, tarım hayvanalarının, koyunların katliamın, telef olmalarını gösterir.

Balık: Birinci dekanda, nehirleri kurutur, deniz kıyılarına zarar verir.
İkinci dekanda, ünlü ve büyük adamların ölümünü, balıkların zarar görmesini gösterir; depremlere neden olur.
Üçüncü dekanda, askerlerin vahşiliğini, insanlıktan uzak olmalarını simgeler.

4.1.2.Ay Tutulmaları

Koç: Birinci dekanda gerçekleşen Ay tutulması, ateşlenmeyi, ev yangınlarını, orman yangınlarını ve havanın kuruluğunu gösterir.
İkinci dekan, bulaşıcı hastalık getirir.
Üçüncü dekan, kadınlar arasında prematüre doğumları ve benzer tehlikeleri işaret eder.

Boğa: Birinci dekan, sığırların hastalanması ve ölümü demektir.
İkinci dekan, bir kraliçenin ölümünü; tarımsal ürünün azlığını simgeler.
Üçücü dekan, yılanları ve sürüngenleri etkiler.

İkizler: Birnci dekan, düşmanların saldırısını ve yağmacılığı gösterir.
İkinci dekan, orduların ani hareketlerini; özel ve kamusal mallara el konulmasını işaret eder.
Üçüncü dekan, ünlü birinin ölümünü gösterir.

Yengeç: Birinci dekandaki Ay tutulması, savaşları canlandırır.
İkinci dekan, haraçları, dayanılmaz ölçüde vergileri ve benzer konuları simgeler.
Üçüncü dekan, kadın cinsinden ölümleri, ani yıkımları ve ıstırapları gösterir.

Aslan: Birinci dekan, kralın ani hastalığını veya büyük bir adamın ölümünü belirtir.
İkinci dekan, kralın yolculuğa çıkmasını ve olayların değişimini simgeler.
Üçüncü dekan, insanları ve orduları yeni girişimlere doğru harekete geçirir.

Başak: Birnci dekan, hastalıklara, isyana, insanlar arasında karmaşaya neden olur.
İkinci dekan, danışmanların ve katiplerin büyük zarar göreceklerini gösterir.
Üçüncü dekan, ölümlülere hastalık demektir.

Terazi: Birinci dekan, müthiş dolu fırtınaları yaratır.
İkinci dekan, herkes için zararlıdır.
Üçüncü dekan, tanınmış, ünlü insanların ölümü anlamına gelir.

Akrep: Birinci dekan, korkunç tufan, yıldırım ve fırtınalar ve belki de deprem demektir.
İkinci dekan, zeytinleri ve havayı kurutur; hummaya neden olur.
Üçüncü dekan, şiddetli hastalık, karmaşa, tartışma ve katliam göstergesidir.

Yay: Birinci dekan, hırsızlık ve yağma işaretidir.
İkinci dekan, atların ve katırların zarar göreceğini belirtir.
Üçüncü dekan, insanlar arasında kötülük demektir.

Oğlak: Birinci dekan, erkekler arasında kışkırtmaları, mükemmel bir insanın acı şekilde katledilmesini gösterir.
İkinci dekanda, askerlerin taarruzu, soygunlar ve tutuklamalar demektir.
Üçüncü dekanda, bir kralın ölümünün ve isyanın göstergesidir.

Kova: Birinci dekanda, bir kralın hastalanmasını belirtir.
İkinci dekanda, tüm dünyada toprağın tohumlarını tehdit eder.
Üçüncü dekanda, her konuda değişime neden olur.

Balık: Birinci dekanda, rahiplere ve dini yerlere acı getirir.
İkinci dekanda, büyük, ünlü bir adamın ölümü demektir.
Üçüncü dekanda, hem karada hem denizde soygun ve yağmanın göstergesidir.

Bu noktaya kadar yazılanlara göre yazarlar oldukça sıkıntılı dönemlerde yaşamışlar. Ancak itiraf etmek gerekir ki söylenen bazı manalar çok anlamsız görünüyorlar, bazıları da aşırı vahşi. Buna rağmen bazı açıklamaların da gerçekleşen olaylarla büyük uyum içinde olduklarını itiraf etmek gerekiyor.

Güneş veya Ay tutulması esnasında tutulan yıldızın boylamını bir yere not edip, bu nokta üzerine veya bu noktanın tam karşısına bir gezegen geldiğinde tutulma ile sembolize edilen olayları ortaya çıkarmak , bir tutulmanın olaylar üzerinde nedensel bir değeri bulunmadığını, daha ziyade bildirilen olayları işaret eden sembolik bir gösterge olduğunu açıklamaktadır. Bu durum, akşam yediyi gösteren bir saatin yemek zamanı geldiğini belirtmesine benzer. Saatin, yemeği hazırladığını ve servisi başlattığını söyleyemeyiz. Saat sadece yemek zamanının geldiğini gösterir. Tutulmaların zorlayıcı bir etkileri yoktur; ahlaki ve entelektüel anlamda yeterli etkileri de yoktur, ancak, kuşkusuz, aynı düzlemde var oldukları ve işlev gördükleri Dünya'nın kütlesi üzerinde doğrudan dinamik bir etkileri olabilir. Ayrıca insanın tüm göksel cisimlerin bileşimiyle , tam aynı olmasa bile, çok benzer kozmik elementlerden oluşan fiziksel bedeni üzerinde de hassas bir etkileri olabilir. Bu anlamda Güneş insan bedeninin organik yapısı ile Ay ise fonksiyonel yapısı ile bağlantılıdır.

Bunlara Örnek olarak şunları verebiliriz;
• İ.Ö. 19 Mart 721. Başak burcunda bir tam Ay tutulması. Hemen arkasından Babil, Sargon tarafından ele geçirildi.
• İ.Ö. 28 Mayıs 585. Güneş tutulması. Lidyalılar, Medler'e teslim olmuşlar ve savaş sona ermiştir.
• İ.Ö. 16 Temmuz 523. Ay tutulması. Bunu Kmayses'in ölümü izlemiştir.
• İ.Ö. 19 Ekim 502. Sabinlerin katliamı ve Valerius Publicola'nın ölümüyle sonuçlanan Ay tutulması.
• İ.Ö. 30 Nisan 460. Pers Savaşı ve Perslerin Mısır'dan çekilmeleri ile sonuçlanan Güneş tutulması.
• İ.Ö. 25 Nisan Ay tutulması ve 3 Ağustos Güneş tutulması 431. Bunlar
• Roma'da büyük bir kıtlık, Atina'da veba ve Peloponnesos savaşı izlemiştir.
• İ.Ö. 27 Ağustos 413. Tam Ay tutulması ertesinde Nicias ve gemisi fırtına yüzünden mahvoldu.
• İ.Ö. 14 Ağustos 394. Güneş tutulması. Persler, bir deniz savaşında Conon tarafından yenilgiye uğratıldılar.
• İ.Ö. 21 Haziran 168. Tam Ay tutulması. Ertesi gün Perseus (son Makedonya kralı), Lucius Aemilius Paulus'a yenildi. 

21.08.2017

ASTROLOJİK ETKİLER VE ALLAHIN KADERİ

 ASTROLOJİK ETKİLER VE ALLAHIN KADERİ
 Şimdi biraz da insanların astrolojik etkilerle nasıl etkilendiği üzerinde duralım...
Birinci etki alım şekli. Doğum anınızda Güneş sistemindeki planetler nerelerde ise, onların üzerinde diğer planetler 30-60-90-120-150-180 derecelik açı yapar bir biçimde geçerken, mutlaka geçtikleri evin ihtiva ettiği konuda bir hareket oluşur.
İkinci etki alım şekli. Bu planetler şayet sizin haritanızdaki bir planet ile birbirleri arasında belirttiğim açıları oluşturacak bir biçimde geçerse bu defa gene benzeri türden, fakat daha sert etkileşimler meydana getirir. Mesela haritanızdaki Venüs ya da Mars’ınızın üzerinden, bir Güneş’in, bir Satürn veya Uranüs ile 90 ya da 120 derecelik açı yaparak geçmesi gibi.
Üçüncü türden bir etki de Ay dolayısıyla oluşan bir etkidir. Ay, duygularımız ile son derece yakın ilişki içinde olan bir planettir. Özellikle bizim “yükselen” burcumuzdan ve yükselen burcumuzun mensup olduğu grubun diğer burçlarından geçerken, bizi son derece etkiler ve çoğu zaman tasvip etmeyeceğimiz aşırı duygusal, fevrî davranışlar içine bizi sokar... Şayet o anda aklımızla içimizde kabaran duygularımızı bastıramazsak, sonradan pişmanlık duyacağımız bir fiili ortaya koymamız ya da sözü sarf etmemiz mukadder olur.
Hemen burada şu mânâya gelen hadîs-î şerîfi hatırlatalım:
Enes (radıyallâhu anh) naklediyor:
Rasûlullâh (sallâllâhu aleyhi vesellem) buyurdu ki:
“Cenâb-ı Hak bir kazasını yerine getireceği zaman o kulun aklını başından alır, o kul bu hâlde o işi işler; sonra o kulun aklını iade eder de bu defa o kul pişman olup, ben bu işi nasıl yaptım der.” (Deylemî)
Evet, KADER nasıl hükmünü yerine getirir?..
Normal akıllı bir insan, ama ne çare ki kaderin hükmü geldi çattı. Mars Güneş’inin üzerinden geçerken, Ay da yükselen burcundaki bir planetin üzerine düştü. İşte o anda ne olduysa oldu, son derece sudan bir sebeple karşısındaki kişiye karşı içinde aniden bir şiddet uyandı ve çekip bıçağını saplamaya başladı!.. Aklı başına geldiği zaman ise karşısındaki 12 yerinden bıçaklanarak ölmüştü!.. Sonra şöyle konuştu: “Bir anda aklım başımdan gitti, vurdum vurdum. Aklım başıma geldiğinde ise iş işten geçmişti!..”
İşte sık sık gazetelerde gördüğünüz bu satırlar bilinçsiz olarak anlatılan “kader” hükmünden başka bir şey değildir!..
Nitekim yukarıda nakletmiş olduğumuz hadîs-î şerîf de bu söylediklerimizi aynen teyit etmektedir. Böyle olunca, biz kimseyi suçlamayacak mıyız?.. Bu sorunun cevabını ileride “Kadere İman” bölümünde vermeye çalışacağız.
Şimdi sadece olayın geliş şekline bakalım...
Evet, Allâhû Teâlâ’nın kaderi nasıl yerine gelir... Daha doğrusu her an nasıl uygulanmada..?
Beyinlerimiz her an burçlardan gelen sayısız kozmik ışınların bombardımanı altında!.. Bu ışınım, beyinlerimizin ilk açılışı kadarki kapasitesiyle her an alınıp değerlendirilmede... Bu gelen ışınım, sürekli olarak değişen açılar ve değişen güçlerle, beynimizde çeşitli planetlerin etkisiyle açılmış devreleri etkiliyorlar.
Mesela ilk açılımdaki Mars devresi, bir zaman Jüpiter’in yansıttığı ışınımı alırken bir süre sonra Satürn’ün yansıttığı, bir süre sonra Güneş’in yansıttığı ışınımı alıyor. Ya da ilk açılım ile Ay; sürekli üzerinden geçen çeşitli planetlerin yansıttıkları tesirleri almada; ve gene süratli devriyle çeşitli ilk açılım devrelerini etkilemede...
Böylece bizler sürekli olarak hâlden hâle girmekteyiz...
Bazı kişilerin ilk programlanışları çok sert olur ve bunlar beyin yapıları itibarıyla çok hassas olarak aramızda yaşarlar. En ufak bir etki alımında hemen duygulanırlar, daima meseleleri olduğundan çok büyük olarak görüp değişik hâllere girerler.
Bazıları da son derece ağır kanlı, zor değişen tiplerdir. Gene bazıları dışa dönük, atak, girgin; bazıları da içe dönük, pasif, ilk hareketi hep karşılarından bekleyen tiplerdir.
Bazılarının iç dünyalarında çok büyük hareketler olup bunları bir türlü dışa vuramazlar; bazıları da aksine, çok konuşkan hareketli, etkileyici tiplerdir ama iç dünyaları, dışı yeterli oranda besleyebilecek kapasiteye sahip değildir. Çoğunlukla bundan dolayı iç dünyalarında pişmanlıklar yaşarlar.
Kısacası insanların bütün huyları, karakterleri, mizaçları tamamıyla beyinlerinin ilk açılımında aldıkları açılımlar, programlanma istikametinde oluşur. Ve bu ilk tesirlerde ne kapasitede bir açılım ve yönlenmeye nail olmuşlarsa, artık yaşamlarında da o istikamette bir çalışma içine girerler. Ama bu gene de, nasıl başladılarsa öyle bitecektir demek değildir. Zira ilk açılımdan sonra, bir vesile ile o kişi şayet zikre başlar ise, bu defa beyninde yeni açılımlar oluşacağı için, huylarında, davranışlarında bazı değişiklikler olmaya başlar.
Ancak bu değişiklikler, daha ziyade kişinin “istidat” yönüyle alâkalı olan, doğum günleri ile ilgili olarak aldığı tesirlerde daha çabuk görülür. Kişinin “kabiliyet”iyle alâkalı, doğum saatiyle ilgili devrelerde ise, değişim çok daha yavaş olarak meydana gelir.
Daha önceden de belirtmiş olduğumuz gibi, 120. günde alınan tesirlerle ilgili hususlarda ise, yani kişideki “Ayânı sâbite”de ise asla değişiklik olmamaktadır!.. “Saîd ana karnında saîddir; şakî ana karnında şakîdir.”
Yani cennete gitmesine yol açacak ekstra antiçekim dalgalarını üretme ihsanına beyin daha 120. günde nail olmuştur. Ya da maalesef olmamıştır!..
Muhakkak ki Allâh dilediğini yapmadadır!.. Ve trilyonlarla Güneş’in içinde yüzdüğü evreni vareden güce sual sorulmaz yaptığından!..
Evet, beyin belirli “zikir” türleri ile yeni açılımlara kavuşur ve bundan dolayı da kişinin gerek dünya yaşantısı ile alâkalı, gerekse de ölüm ötesi yaşantısını etkileyici bir biçimde sayısız etkiler meydana gelir dedik.
Şimdi hemen burada şu sual akla gelir...
Meditasyonda genellikle kullanılan ve Budizm’de “mantra” kelimesiyle tanımlanan özel anahtar kelimeler vardır ki, bunların meditasyonda trans ya da teveccüh ya da yönelim gibi kelimelerle kastedilen hâllerde tekrarı söz konusudur. Bundan başka böyle bir kelime de kendisi bulup; bu kelimeyi tekrar ederek bir şey elde edemez mi insan?..
Bu sualin cevabını tam olarak anlayabilmek için çok geniş boyutlarda meseleye bakmak mecburiyetindeyiz!..
İslâm’daki “zikir” kelimeleri olan Allâh’ın isimleri, esas olarak varlıkta yürürlükte olan mânâlardır ve beyinde de bu mânâları ortaya çıkartıcı devreler zaten kozmik plandan düzenlenmiştir. Siz bu kelimeleri tekrarlayarak, beyninizin kozmik plana göre bir tür frekans ayarlarını yaparsınız ve evrensel mânâlar ile iletişim içine girersiniz!.. Meleklerle görüşmeye başlarsınız!..
Oysa bu anlama gelmeyen “mantra”larla sadece beyinde rastgele bir hassasiyet, alıcılık oluşturursunuz ki, bu da sizin “CİN” denilen dumansız ateş-manyetik bedenli varlıklarla iletişim kurmanıza yol açar!.. Bunların en iyileri bile pek çok şeyden mahrum kalmanıza yol açar!
Yani özetle, İslâm’daki “Allâh isimleriyle” zikir, sizde Allâh’a yaklaşma ve O’ndaki sayısız özellikler ile bezenme hâli oluştururken; bunun dışındaki kelime tekrarlarının beyninizde oluşturacağı hassasiyet-alıcılık sadece “cin”lerle bağlantı kurmanıza sebebiyet verir. Bu da neticede onların sayısız şekillerde sizi aldatmalarına ve sizin de hiç farkında olmadan onların hükmü altına girmenize yol açar.
Öyle ise her hâli, ilâhî mânâları zâhire çıkarmak suretiyle zikirde olan varlıklar ile oluşturulan bağlantılar, o zikrin bize yansımasına yol açacaktır... Ki bu da canlılar olan yıldızlarla oluşur...
Evrendeki tüm varlıklar, varedenin sayısız özelliklerinin aşikâre çıkmasına vesile olmak gayesiyle ve sanki o özelliklerin yoğunlaşması suretiyle oluşmuştur. Bir diğer ifade ile; tüm takımyıldızlar, yıldız birikimleri olan galaksiler; hep vareden mutlak varlığın sayısız isimlerinin ve vasıflarının yoğunlaşmış hâlleridir gerçekte!.. Ve bunların yaydıkları sayısız kozmik ışınım dahi kendilerini oluşturan mânâların tüm varlığa yayılmasından başka bir şey değildir.
İnsana bakıp, “Bu etten-kemikten ibaret basit bir hayvandır!.. Ruhu yoktur!!! Ebedî bir hayatı yoktur!.. Değişime girer ve tükenir!..” demek ne kadar ilkel ve dar görüşlü bir anlayış ise...
Galaksilere, takımyıldızlara, burçlara, Güneş sistemindeki planetlere bakıp da, onlar için; “Bunlar basit yıldızlardır... Doğar, ölürler... Canlılıkları yoktur, cansızdırlar!.. Laf olsun diye oluşmuş ve oluşmaktadırlar!.. Ne etki alırlar ne de etki verirler...” demek de o kadar ilkellik ve dar görüşlülüktür!..
Yedi semâ (yedi bilinç mertebesindeki tüm yaratılmışlar), arz (bedenler) ve onların içindekiler O’nu tespih eder (Esmâ’sının özelliklerini açığa çıkaran işlevleriyle her an hâlden hâle dönüp dururlar)! Hiçbir şey yok ki, O’nun Hamdı olarak, tespih etmesin! Fakat siz onların işlevini anlamıyorsunuz! Muhakkak ki O, Haliym’dir, Ğafûr’dur. (17.İsra': 44)
Âyeti dahi onların canlılığına ve bir görev ifa etmekte olduğuna işaret etmektedir.
Böylece olayı izah şartlarından mahrum olan eski kemâl ehli de, bu yıldızlarda yaşayan meleklerden söz etmişlerdir, ki esasen aynı şeydir. Bir kısmı da yıldızların ruhunu ifadeye çalışmıştır, ki bu da aynı şeydir.
Nahl Sûresi’nin 16’ncı âyetinde;
“...Necm (yıldız - hakikat ehli {ashabım gökteki yıldıza benzer; hangisine uyarsanız hakikate erdirir... hadisi}) olarak hakikate erdirir!” denmektedir.
Bu apaçık bir gerçeğe işarettir!.. Ancak ne var ki, sürekli olarak tapınma duygusu ile gözünün gördüğü birtakım şeylere tapınma arzusu içinde olan insan, yıldızlarda takılıp kalmasın ve onlara tapınmasın diye bu gerçek örtülmüştür.
“Onlar yıldızla yollarını bulurlar” şeklinde anlatılmak istenmiştir, ki âyetin sadece bu mânâsına şartlanmış olan kişiler bizim bahsettiğimiz yönünü şimdi inkâr etmeye çalışacaklardır.
Oysa yıldızların yaydığı kozmik ışınımlar, onların beyne ulaşması, hidâyet dediğimiz olaya yol açan beyin devrelerini açması ve o kişinin takdiri hüda ile böylece hidâyet bulması hiç de yadırganacak bir olay değildir!..
“Allâh’ım beni doyuran sensin” dediğin zaman, yediğin gıdaların çeşitli organların tarafından değerlendirilerek enerjiye çevrilmesi olayı nasıl ana mânâyı değiştirmiyor ve ortadan kaldırmıyor ise; burada da olay aynıdır!..
Burada anlaşılması gereken en önemli olay şudur:
Bedene nispetle yenen yemeğin, içilen suyun, teneffüs edilen havanın yeri ne ise, yıldızlardan beyne ulaşan ışınımın yeri dahi odur!..
Nasıl ekmeğe suya havaya tapınılmıyorsa, böyle bir şey ilkellik ise, aynı şekilde yıldızlara tapınmak da o derece ilkelliktir!..
Varlıkta mutlak hüküm süren tasarruf eden Allâh Azze ve Celle’dir!..
Dilemiş ve her şeyi bir vesile ile meydana getirmiştir.
Eğer biz aklımızı kullanır, kâinatın nasıl tümüyle bir mekanizma şeklinde işlediğini idrak edebilirsek; Allâh’a karşı kulluk görevimizi çok daha geniş boyutlarda ifa etmiş oluruz!.. Elimizden gelmiyorsa... Muhakkak ki kişi kapasitesi dışında kalandan mesûl değildir!..

Geceyi, gündüzü, Güneş’i (enerji kaynağı olması) ve Ay’ı (çekim gücüyle hormonları harekete geçirip tüm duyularınızı etkilemesi ile) size hizmet veren kıldı... Yıldızlar da (yaydıkları dalgalarla) O’nun hükmünü yansıtarak hizmet verenlerdir... Muhakkak ki bunda aklını kullanabilen topluluk için bir işaret vardır! (16.Nahl: 12)
Allâh yeryüzünde “Halife” olarak insanı meydana getirmek istedi. Onda, kendi özelliklerini izhar etmeyi diledi. Ve onu meydana getirecek muhteşem kozmik fabrikayı, yani kâinatı yarattı!.. Sonra onun içinde, kudretiyle insanı yarattı ve nihayet onu kendine ayna kıldı!.. Tâ ki sayısız özellikleri onlarda her birinde ayrı ayrı yansısın!..
“ALLÂHÛ TEÂLÂ YARATIKLARINI KARANLIK İÇERSİNDE YARATTI VE SONRA ONLARA NÛRUNDAN SAÇTI. O NÛRDAN KİME İSÂBET EDERSE HİDÂYET BULUR. VE HER KİME İSÂBET ETMEZSE DALÂLETTE KALIR.” (Tırmizî)
 “...NECM (yıldız - hakikat ehli {ashabım gökteki yıldıza benzer; hangisine uyarsanız hakikate erdirir... hadisi}) OLARAK HAKİKATE ERDİRİR!” (16.Nahl: 16)
Bu anlayışla, eğer araştırırsak, bu hususa işaret eden daha nice âyet buluruz.
Evet, “Yıldız olarak hakikate erdirir”... Kim?.. Hidâyet bulanların tümü.
Çünkü, âyeti kerîmede sınırlayıcı hiçbir hüküm yok!..
Oysa, maalesef bu yönünden haberdar olmayanlar tarafından, âyetin mânâsı son derece dar kapsamlar içinde mütalaa edilmiş ve kısmen de âdeta zorlanarak; “Çölde yollarını kaybedenler, yıldızlara bakarak yollarını bulurlar” şeklinde bir mânâ ile sınırlanmıştır!..
Evet... “HÂDİY”, Cenâb-ı Hakk’tır!.. Dilediğine hidâyet eder, dilediğini dalâlette bırakır!.. Dilediğine nûrunu isâbet ettirir, hidâyet denilen çalışma ile o yönde onu çalışmaya kolaylaştırır. Dilediğine de isâbet ettirmez!..
Diğer taraftan “YILDIZLAR DA ONUN EMRİNDEDİRLER. AKLI OLAN İÇİN BUNDA İBRET VARDIR” şeklindeki açıklama dahi, yıldızların O’nun emri ile birtakım işler yapmak üzere var edildiğini; cansız, işe yaramaz, süs olsun diye yaratılmış şeyler olmadığını anlatmaktadır.
Ancak bütün bunları değerlendirebilmek için “AKLI OLANLARDAN” olmak lazımdır... Ki geniş boyutlarda konuyu ihâta edip; bütün sistemi tüm ihtişamıyla kavrasın ve Allâhû Teâlâ’nın azametine birazcık olsun yaklaşabilsin!..
Peki, akıl sahipleri nasıl birbirlerine yaklaşıp ilimlerini paylaşabilir?..
Sade akıl sahipleri değil bütün insanların birbirlerine yaklaşımı nasıl olur?..
Ruhları birbirine çeken ya da iten nedir?..
İnsanların, şu yaşam sırasında birbirlerine olan sempatilerinin ve antipatilerinin altında tamamıyla burçlarının birbiriyle uyuşup uyuşmaması hususu yatar. Halk arasında “Yıldızı barışmadı” ya da “yıldızı uydu” denilen tâbirlerin kökeninde, o kişilerin burçlarının etkileri ile birbirleri arasındaki ya çekim ya da itiş kastedilir.
Bu husus Müslim’deki bir hadîs-î şerîf’te, Ebu Hüreyre (radıyallâhu anh) tarafından şöyle nakledilir:
Rasûlullâh (sallâllâhu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:
“Ruhlar (âhirette sınıf sınıf), toplanmış cemaatlerdir. Bundan ötürü, içlerinden birbirleri ile tanışanlar, sevişip anlaşmışlardır. Birbirleriyle birleşmeyenler ise ihtilafa düşmüşler, anlaşamamışlardır”!..
Evet burada, “RUH”ların oluşması hususu üzerinde bilvesile bir nebze daha durmak zarureti hâsıl oluyor...